Aslı Gökyokuş Röportajı

HEPİMİZ, O BAYILDIĞIMIZ BEBEKLERİZ!

ASLI8

Şarkı söylerken her kelimeyi yaşatarak söyleyen bir müzisyen o. İlk albümünden bu yana dikkatle takip ettiğim ve severek dinlediğim Aslı Gökyokuş bir süredir anne olmanın tatlı telaşındaydı. Hayranlarına geri dönüş hazırlığında olduğunun müjdesini vereyim. Yaz’ın annesi Aslı Gökyokuş ile hamileliğini, anneliğini, müziğini ve yeni projelerini konuştuk.

Sanıyorum ki doğumdan sonra sahneye dönmemeniz bilinçli bir tercihtir.
Benim işimin hem avantajları hem dezavantajları var. Kendi programımı yapabilme lüksüne sahibim. Bir taraftan bir sürü şeyden vazgeçerek bu programı yapıyorsunuz elbette ama ben anne olmaya karar verdiğimde çocuğumun en önemli dönemlerinde onunla olmak istediğimi biliyordum. Bazı meslektaşlarımı görüyorum; doğum yaptıktan sonra koşa koşa geri dönüyorlar işlerine. O da bir seçim. Kimseyi yargılamak adına söylemiyorum bunu. İnsan kendini nasıl iyi ve mutlu hissediyorsa öyle davranmalı çünkü belki de çocuklarına üretken ve sosyal olabildikleri doğrultuda daha yararlı ve iyi bir anne olabileceklerini hissediyorlardır. Ama bu zaman öyle bir zaman ki; benim kızım bir daha bir yaşında olmayacak. Bir daha çocuk sahibi olmazsam emzirmeyeceğim. Dolayısıyla bunlar anne ve çocuğun hayatındaki en önemli ve özel dönem. Onu da ben sonuna kadar yaşamak istedim açıkçası. İmkânları doğrultusunda bu dönemde çalışmama lüksüne sahip olabilecek annelere de tavsiye ederim. İlk bir sene hiçbir yardımcı olmadan kendim baktım kızıma, tabii ki annemin çok büyük desteğini gördüm. Şimdi dönüşe kendimi hazırladığım için bir yardımcımız var.

Hemen işe koşanlar da var, bütün hayatını çocuğu yapanlar da.
Her şeye ellerinden geldiği kadar koşup hepsini hiç de fena sayılmayacak biçimde becerebilen kadınlar var. Onlara çok saygı duyuyorum. On parmağında on marifet diyorlar ya öyle ama sanıyorum çok yoruluyorlardır. Ben aynı anda yirmi şeye koşturabilen bir insan hiçbir zaman olamadım. Öyle olursa bir şeyden bir şeyi muhakkak kötü yaparım. Bir şeyi kötü yapmakta hiç hoşlandığım bir şey değil. Ya şu dönem her şeyi aynı yoğunlukta sürdürürsem istediğim gibi bir anne olamayacağım ya da işimi hakkıyla yapamayacağım. Şu dönem annelikle ilgili en kritik dönem. Sonrasında çocuk biraz kendini kurtarmaya başlıyor. Ancak şu da sağlıklı değil ve öyle bir anne olmak istemem: İnsanlar hayattaki her şeyden vazgeçip çocuklarına takıntılı derecede odaklanıyorlar sonra da çocuk okula başlayıp kendi hayatını eline almaya başladığında büyük bir boşluğa düşüyorlar. Bu sefer de “Bak ben senin için şunu yaptım, bunu yaptım” diye son derece bencilce bir duyguyla çocuğa haksız bir duygu ağırlığı yüklüyorlar. Buna hiçbir anne babanın hakkı olmadığını düşünüyorum. Çünkü aslında hepimiz çok bencilce sebeplerden dolayı çocuk yapıyoruz. Çocuk ben doğayım demiyor sen karar veriyorsun. Dolayısıyla o anlamda bu küçük varlığa duygusal, vicdani bir ağırlık yüklemeye hiçbir hakkımız olmadığını düşünüyorum.

Bir röportajınızda “Çocuk kolay büyüyen bir şey değil ve ben özgürlüğüme düşkünüm. Sevdiğim şeyi istediğim zaman yapabilmeliyim. Anne – baba olmak biraz saplantılı bir durum. Herkes kendi çocuğunu dünyanın en güzel, en özel çocuğu olarak görüyor. Demek ki hastalıklı bir duygu bu.” demişsiniz.
O röportajı çok iyi hatırlıyorum. Gülerek söylemiştim. Ancak ciddi bir şekilde söylenmiş gibi yazıldığında amacından sapan bir ifade olmuştu. Şöyle demek istemiştim: Doğru, özgürlüğüme düşkünüm. Bunu gülerek söylemedim. (Gülüyor) Anne baba olmaya karar vermek kolay değil. Hayatınızı keskin bir şekilde değiştiriyorsunuz. Ben sadece bu kararı verdiğimde hazır ve net olmam gerek demek istemiştim. Onun dışında anne baba olmak saplantılı bir durum evet, herkes kendi çocuğunu dünyanın en güzel ve en özel çocuğu zannediyor ama bu kötü bir şey de değil sadece tüm objektivitenizi de kaybediyorsunuz, bu anlamda çok sağlıklı değil ve anne baba olan herkes bu hastalığa büyük bir şevkle tutuluyor. Çünkü anne olduktan sonra daha iyi görüyorum ki hayatta hiçbir şeye, hiç kimseye duyamayacağınız acayip bir sevgi duyuyorsunuz, gerçekten tapıyorsunuz çocuğunuza.

Hamilelik sürecini nasıl geçirdiniz?
Çok güzel geçirdim ve hamile olmayı çok sevdim. Çok mucizevi bir şey bir kere. Fiziksel olarak da ruhsal olarak da her şeyiniz değişiyor. İçinizde her gün büyüyen, sizden ve sevdiğiniz insandan olma minik bir insan var. Eşimin de desteğiyle bebeğimle gerçekten mutlu ve stressiz bir dokuz ay geçirdik. Hamilelikle birlikte çok daha yumuşak bir insan oldum. Ben biraz katı, keskin noktaları olan bir insanım.

Duruşunuzda da o sert tavır var aslında. Yazıda da bir mesafe hissediliyor.
Olduğumdan daha sert göründüğümün farkındayım. Kişisel olarak yeni tanışan insanlar beni sadece şarkılarımdan, kliplerimden tanıdıklarında daha mesafeli birini beklerler. Sanıyorum biraz da şarkıların ruh halinin verdiği bir etki ile kliplerde daha durgun bir kadın görüyor olmalarından dolayı beni karşılarında gördüklerinde daha yumuşak biriyle karşılaştıklarını söylerler. Hatta beni müzisyen olarak tanımayan birisiyle muhabbet ettiğimde ve ardından sahnede gördüğünde inanamaz. “Bizim bıcır bıcır Aslı gitti vahşi bir kadın geldi” gibi yorumları çok duymuşumdur. Kesinlikle somurtkan ya da mesafeli bir insan değilim ama karakterimde, dünyaya bakışımda, beni ben yapan değerlerle ilgili düşüncelerimde keskin hatlara sahibim fakat hamilelik ve anne olmak sanıyorum ki beni biraz değiştirdi.

Galiba hamilelik her kadını yumuşatıyor.
Daha yumuşak bir insan oldum ve insanları daha çok sevmeye başladım. İnsanları sevmeyen biri olduğumdan değil ama çok da herkese bayılmıyorum açıkçası. Çünkü genel olarak benim dünyaya bakışımda ya da iyi insan, doğru insan, dürüst insan nasıl olmalı kavramıma uyan insan sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Bu kesinlikle kendimi çok özel bulduğum için değil. Sadece içinde bulunduğunuz dönemde insanı insan yapan çok basit, olması gereken özelliklerin bile lütuf sayıldığını düşünürsek insanları sevmek için sebepler azalıyor. Biraz da “Hayatın Anlamı” şarkısında eşimle anlattığımız gibi hepimiz çok masum, kırılgan, muhtaç ve çok tatlı doğuyoruz. Sonra ne oluyor da ne değişiyor da genetik faktörlerin dışında kimimiz katil, kimimiz hırsız, kimimiz aşırı hırslı olup kimimizse hâlâ özümüzle kalabiliyoruz. Farklı insanlar haline dönüyoruz ama günün sonunda hepimiz o bayıldığımız bebekleriz aslında. İşte o insanların çoğunun geldiği halden genel olarak çok hoşlanmıyorum. Ama bebekleri çocukları her zaman severdim. Şu an sadece benim kızım olması önemli değil her bebeğe bayılıyorum. Çünkü o bebeğin nasıl dünyaya geldiğini, ne kadar sevildiğini, nasıl büyük bir emekle büyütüldüğünü biliyorum. Sadece insan değil her canlıya karşı sevgim arttı. Eşim de daha yumuşak bir insan olduğumu söylüyor.

IMG_0547

Sizin şarkılarınızda mutlu şarkı yok. Annelik sürecinde mutlu bir şarkı yazdınız mı? Kızınıza bir şarkı yazdınız mı ya da?
Şarkı yazdım ama yine mutlu bir şarkı değil. Kendi hayatımda ne kadar mutlu bir dönem geçiriyor olsam da ülke ya da dünyada olup bitenlere kayıtsız kalabilmek mümkün değil. Kızıma küçük küçük notlar yazıyorum. Ben hâlâ emziriyorum. Yaz, bir buçuk yaşında şu anda. O kucağımdayken, ona başka kimsenin veremeyeceği bir şeyi gözlerimin içine büyük bir sevgiyle bakarak alırken hissettiğim şeyleri ifade etmekte çok zorlanıyorum fakat hep notlar alıyorum. Bazen o uyumuş oluyor kucağımda ve o an ne hissettiğimi unutmamak için sıcağı sıcağına bir şeyler karalıyorum. Onları birleştirip bir şarkı yazabilirim. Yaz’la alakalı bir şey muhakkak yazacağım hatta onun sesini kaydedip kullanmak istiyorum aslında. O hâlâ bebekken onun sesini yaptığım bir işin içinde duymak istiyorum ve seneler sonra ona dinletmek istiyorum. Tamamen duygusal bir istek başka bir şey değil.

Yaz’dan bahsederken gözlerinizin içi gülüyor.
Ben de bunu çocuklarından bahsederken gözleri parlayan ya da gözleri dolan arkadaşlarıma söylüyordum, öyle oluyormuş. (gülüyor)

Yıllardır sizden akustik bir albüm bekliyorum.
Ben de kendimden yıllardır bunu bekliyorum. Sanıyorum bir sonraki projede sen de beklediğine daha yakın bir şey bulacaksın. Çünkü bu benim senelerdir yapmak istediğim şey ve şarkılarıma da çok uygun. Hatta aslında hamile kalmadan önce akustik bir albüm yapma konusunda çok nettim. Fakat hamile kalınca yapamayacağımı düşünüp akustik konserler yapmaya karar verdim. Provalara da başladık. Ben bir şey için uzun uzadıya çalışmayı seviyorum. Bu kadar sene sonra akustik konser yapacaksam gerçekten onu hakkıyla yapmak istiyorum. Baktık ki provalar uzun sürüyor ve benim hamileliğim ilerliyor oldu. Beşinci ay biz daha dört şarkı bitirmişiz. Projeyi donduralım dedik. Başlangıç noktam biraz da klip çekmediğim ama çok sevdiğim hatta konserlerde de genellikle söylemediğim ama belki de daha fazla sevdiğim ve akustik konsere de uygun olan şarkılarımın olmasıydı. Farklı bir repertuarla insanların karşısına çıkma ve o şarkılarımı da değerlendirme fikrim vardı.

Bir albüm yapıp her şarkıya aynı eforu harcıyorsunuz ama üç tanesi öne çıkıyor.
Ne yazık ki öyle. O yüzden klip çekeceğiniz şarkıya karar vermek o kadar zor bir şey ki. İlk klibi albümü temsil edeceğini düşündüğünüz ya da albümün en güçlüsü olarak düşündüğünüz şarkıya çekiyorsunuz. Bazen kendiniz için en güçlü olmasa bile insanların en güçlü bulacağı, daha fazla insana hitap edecek bir şarkıyı ya da çalıştığınız insanları da ikna ederseniz tüm bu kaygılardan bağımsız sizi ve albümü en iyi yansıtacağını düşündüğünüz sürpriz bir şarkıyı seçiyorsunuz.

Hayatın Anlamı’na klip çekmeniz de bu sebepledir diye düşünüyorum.
Evet öyle ve o klip neredeyse hiç yayınlanmadı daha doğrusu çok az yayınlandı. Hayatın Anlamı’nın çok fazla kişiye ulaşmayacağının farkındaydım çünkü öyle bir şarkı değil o. Ben bazen daha az bilinsin, duyulsun ama değerini anlayacak insanlar için daha özel bir yerde kalsın istiyorum. Tabii ki biraz daha fazla insanın o şarkıyı bilmesini, o güzel klibi de daha fazla insanın seyretmesini isterdim açıkçası. Müzik kanalları çok fazla yayınlamadılar. Ben de üstüne düşmedim. Ama bilen biliyor.

Bizde klip konusu çok sorunlu zaten ama sizin kliplerinizde farklılık var her anlamda.
Çok teşekkür ederim çalıştığım yönetmenler konusunda genel olarak şanslı idim. Bir de ben yaptığım işin her ayağında bir şey yapmasam bile içinde bulunmayı seviyorum. Bu hem iyi hem kötü bir şey aslında. İşin klip boyutunun müzisyenlikle hiçbir ilgisi yok ama günün sonunda altında sizin isminiz yazıyor. Sonucundan memnun olmadığım kliplerim de oldu, çok sevdiğim kliplerim de oldu. Siz istediğinizi ne kadar net bir şekilde öncesinde belirtseniz de, defalarca toplantı yapsanız da sette patron tabi ki yönetmen ve benim orada ona müdahale etmem stüdyoda şarkı söylerken yönetmenin bana gelip nasıl şarkı söyleyeceğimi söylemesi kadar abes bir durum olur. Yurt dışında yönetmenler size bir klip konuşulurken screenshotlarla gelirler, her şey çizilmiştir, bazen örnek fotoğraflarla gelirler. Ön hazırlıklar o kadar iyi yapılır ki siz de sete gönül rahatlığıyla gidersiniz. Bana bu şekilde gelen bir tek yönetmen oldu. Şenol Korkmaz. Dans Etmeye İhtiyacım Var ve Hayatın Anlamı’nı çeken yönetmen. Şenol da doğma büyüme Belçikalı bir Türk. Onu överken asla çalıştığım ya da görüşüp sonucunda birlikte çalışmadığım diğer yönetmenleri yermek anlamında söylemiyorum. Ne yazık ki bizde sistemsel bir problem var. Devrin Usta, Yücel Yolcu, Evren Arasıl, Mahir Akyol hepsiyle uyumla çalıştık ve güzel işler çıktı. Ellerine sağlık genel olarak baktığımda bir ikisi dışında kliplerimi seviyorum.

Kontrolcüsünüz…
Biraz öyleyim. Yaptığım işin her aşamasında olmayı seviyorum. Biraz da seneler içinde yaptığım işlerin yapımını da kendim üstlenmeye başlayınca bu durum arttı tabii. Bir de Türkiye gibi müzisyenlerin müzik dışında da her şeyi düşünmek zorunda bırakıldığı bir sektörde çok da şansınız yok zaten. Son singleda “Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar”ın masteringini altı kez değiştirttik mesela. Kayıtları Alen Konakoğlu yaptı -ki Alen yıllar önceki grubum Mary Jane’in davulcusudur- seneler sonra ilk kez çalışma fırsatı bulduk. Bana senin kadar işine sahip çıkan az şarkıcı gördüm dediğini hatırlıyorum. Bunu takdir edilmek adına söylemiyorum sadece aksi bir durumda rahat edemiyorum, biraz da işinize ve sizin için çalışan, emek veren insanlara ve dinleyicilere saygınız varsa böyle olması gerekir diye düşünüyorum. Bitmiş bir şarkıyı insanlara dinletmeden arabaya atlayıp verilen bütün emeğin son halini dinleyebilmek, farklı yerlerde dinleyip ses nereden nasıl geliyor diye bakmak kadar zevkli bir şey yok. Benim için işin en zevkli anlarından biri o. Size oradaki müthiş hazzı anlatamam. Orada işte “Ne oluyor, bir şey yanlış” dediğiniz zaman benim gibi altı kez değiştirtiyorsunuz (gülüyor)

O şarkıda tam bir ikiye bölünme oldu. Ya hiç sevmediler ya çok sevdiler.
Evet, ama o normal. Kendi müzik janrında klasikleşmiş ve çok sevilen bir şarkıyı yaptığınız zaman tepki almak çok doğal. O şaşırdığım bir sonuç olmadı açıkçası. Onu o haliyle dinlemek isteyenler sevmediler. Değişik bir şekilde duymak isteyenler de çok sevdiler.

Deniz Gezmiş’le ilgili bir şarkı yazmışsınız. Üç senedir bekletiyormuşsunuz.
Erdal’la şarkıyı bu sene yapmak istiyoruz. Sadece insanlarla paylaşmak istediğim için internetten sade bir düzenlemeyle belki sadece iki akustik gitarla, hiçbir maddi beklenti olmadan yayınlayacağım. Mayıs’a ölüm yıldönümlerine yetiştirmek istiyoruz.

Sırada ne var?
Plan var. Ön hazırlıklar başladı. İnsanlarla ne yapmak istediğimi konuşuyorum, fikir alışverişinde bulunuyorum. Birlikte çalışmak istediğim müzisyenlerle ön görüşmeler yapıyorum. Kendi içimde üretime yeniden başlıyorum. Dönüş hazırlığındayım ama net bir tarih vermek istemiyorum. Şimdi daha zor bir dönem benim için. Küçük bir çocuğum var ve ben evdeyken benimle vakit geçirmek istiyor ve pek yalnız bırakmıyor hoş ben de onun yanında ondan pek ayrı kalamıyorum zaten. Bunu sanıyorum ki küçük çocuğu olanlar iyi anlayacaklardır. Evde çocuğu olmayan Aslı kadar rahat ve üretkenliğe açık bir ortama sahip değilim o yüzden çalışma ortamını evimin dışına taşımaya çalışıyorum.