Yazar: Alya Şahin

Sayıklamalar

“İnsan sadece suçluyken kaçmaz. Bazen suçlandığın için de kaçarsın. Ama bir kere kaçmaya başladıysan bir şeyleri de muhakkak kaçırırsın elinden; bazen gençliğini kaçırırsın, bazen geleceğini, bazen de aklını… Fakat işin en güzel tarafı da bundan sonra başlar, çünkü aklını kaybedince korkularından da kurtulursun. Bu da seni özgürleştirir. Çünkü sadece korkaklar kendi akıllarına güvenirler ve bütün korkaklar hakikatin esiridir. Oysa hakikat, akıl veya başka bir şeyle kavranılmaz. Hakikatin ancak parçası olunur. Bunun için kurtul! Geçmişinden, geleceğinden, aklından… Kainatta ne varsa şu anda olduğunu görmüyor musun? Sadece burada, sadece şimdi… Gözlerini kapa ve kalbini aç. Aklını da bırak gitsin.”
Onur Ünlü (İtirazım Var)

——————————————————————————————————————-
Frida Kahlo: Aşk ve Acı

frida

“Delilik o denli uzak değil. Delilik bir adım ötede. Delilik, acının tümel olduğu, yaşamın her parçasına çarptığı, ışığı boğduğu, her hareketi düğümlediği, her tür kurtulma çabasını yerle bir ettiği, her hava kabarcığını yutmaya çalıştığı, güçleri parçalamaya sebat ettiği bu yere dokunuyor ya da kapsıyor.”

Bu da bir deliliğin biyografisi. Mümkün mertebe sade türk kahveleri eşliğinde okuyunuz.

——————————————————————————————————————-
“Attached to you”
magicimage

Fabien Queloz
Switzerland

——————————————————————————————————————-
Sarı

jehan-barbur_58076

Bir ara sokakta öldüm…dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire

Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?

O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm…dün

Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari’yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi’yi
Düşündükçe
Ölüvermişim…dün

Böylece bitmiş yani,
Birdenbire

Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
İki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12’yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.

Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?

Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte

Ya da ölmek yerine
İki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine

——————————————————————————————————————-
Cambio de Piel
bebe1-1-1a
Asi İspanyol kızımız Bebe, Cambio de Piel (deri değiştirmek) adını verdiği yeni albümünü çıkardı. Tan lejos tan cerca, Ganamos ve La Cuenta favorilerim.

Dinlemek için

——————————————————————————————————————-
Sisifos
Mitolojide Korinth Kralı olarak bilinen Sisifos, yeraltı dünyasında yer alan büyük bir kayayı bir tepenin en yukarıdaki noktasına kadar yuvarlayarak çıkarmaya mahkum edilmiştir. Yukarıya çıkardığı kayanın tekrar aşağıya yuvarlanmasına izin vererek ardından onu tekrar en tepeye çıkaracak ve bunu sonsuza kadar tekrarlayacaktır. Sisifos’u anlatan 1974 yapımı kısa animasyon film:

Sayıklamalar

Cafe Leon

leon

Kaş-Kalkan’a yolunuz düşerse, bu sıcakta hem sahilden uzaklaşmasak hem de biraz kafa dinlesek dediğiniz an kaçabileceğiniz en tatlı cafe burası. Geniş bir menüleri var. Fiyatları da uygun ve sunumları oldukça güzel. Çalışanları da hep güleryüzlü. Bir çay içip köpekleri severek bile kendinize güzel zaman ayırabilirsiniz 😉

————————————–

All Your Favorite Shows

all-your-favorite-shows-

Popüler dizi ve film görüntülerinin kullanıldığı bir animasyon kısa film. Harika bir hikaye yaratmışlar.

İzlemek için tıklayın

—————————————

Gala_PaulEluard_1927_Y

Gel, yukarı çık.
Neredeyse en hafif tüyler, havanın dalgıcı, boynundan tutacak senin.
Yeryüzü ancak gerekli olanı taşıyor ve en iyi cinsten senin kuşlarını, gülümseyiş.
Senin kederin yerine, aşkın ardındaki bir bölge gibi, görünüm kaplıyor her şeyi.
Çabuk gel koş. Ve bedenin daha hızlı gidiyor düşüncelerinden ve hiç anlıyor musun?
Hiçbir şey, seni aşamıyor.

Paul Eluard- Gala’ya

—————————————–

Women of Allah

shirinneshat

İranlı sanatçı Shirin Neshat’ın Women of Allah serisinden Speechless adlı çarpıcı çalışması bu ay aklımda yer edinen görsellerden oldu. Shirin Neshat özellikle Ortadoğu’daki kadınların maruz kaldığı hegemonik mücadeleyi sıklıkla işliyor. Los Angeles’daki LACMA müzesinde Günümüzde İSlam Sanatı- Ortadoğu’da Çağdaş Sanat başlıklı sergide yer alan siyah beyaz çalışmalarına internetten ulaşabilirsiniz. Sergide Neshat’ın bütün eserlerinde, kadınların el yüz ve ayaklarında Arapça harflerden yazılar ve silahlar manidar semboller olarak yer edinmiş. Beni en çok etkileyen de bilhassa “bakışların”Arapça yazılarla birlikte “müslüman kadın” imajının bedenler üzerine işleyişine dikkat çekmesi.

—————————————–

sezenaksu
Bence hayat da bir oyun gibi oynanmalı, hep bir oyun kurmalı, o zaman belki çocuksuluğumuzu korumamız daha kolaylaşır.
Sezen Aksu

—————————————–

s/t

image-handler

Photographer: Diogo Moreira
Country: Portugal
Title: s/t
Diogo Moreira “Sangue & Corpo Di.Vino”

Warm

Blackchords- A Thin Line

Lindsey Stirling – Crystallize

Rolling Stones – Wild Horses

Keane – Everybody’s Changing

Maximo Park – Books from Boxes

Noel Gallagher’s High Flying Birds – Riverman

Editors – A Ton Of Love

Muse – Mercy

Imagine Dragons – Warriors

Sayıklamalar

Tabu

tabu_01

Bildiğimiz tabu oyununu bir de bu kelimelerle oynamayı deneyin:
Feminizm, ateizm, kürt sorunu, eşcinsellik, fail-i meçhul, türkiyelilik, vicdani ret, ermeni soykırımı, transeksüel..
Aylin Kuryel ve Emrah Irzık’ın 2008’de yaptığı kısa bir “toplum belgeseli”. 7 sene sonra da yapılsaydı aynı sonuçların çıkacağına şüphe yok..

İzlemek için tıklayın

Baudelaire

baudi

Belki de doğa,
kendilerinden büyük şeyler
çıkartmak istedikleri varlıkları
kudretli kılıyordu,
tıpkı yas ve acıyı simgeleyen
ağaçlara
güçlü bir canlılık verdiği gibi.

Biraz yaratıcılık için

weavesilk

http://weavesilk.com/

“Christmas is over”

magicimage

Andreas Heumann
Germany
1st Place – Outstanding Achievement

Belgesel severler için;

zeitgeistt

http://www.sprword.com/mustwatch.html

Bu sitede harika belgeseller bulabilirsiniz. Dünyanın tarihinde arka plandakilerin “büyük resmini” görebilmek için Zeitgeist, başlangıcınız olsun 😉

Angel-A filminden; belirli aralıklarla ve bilhassa yalnızken, antibiyotik niyetine tavsiye ediyorum.

Pelin Ermiş Röportajı

“Gerçek ancak gerçeğin olduğu yerden yaratılabilir.”

pelin ermiş

Eric Morris’in meşhur sözünü motto yapan Pelin Ermiş, “İşin en önemli kısmı gerçeklik” diyor. Aşk-ı Memnu, Mazi Kalbimde Yaradır, Adını Feriha Koydum, Emir’in Yolu dizileriyle tanıdık onu. Şimdilerdeyse Meltem Cumbul, Seren Şirince, Ushan Çakır ve Yiğit Özşener’in yer aldığı, Talimhane Tiyatrosu’nun son dönemde ses getiren oyunu Göl Kıyısı’ndaki Erica rolüyle dikkatleri çekiyor. Pelin Ermiş ile oyunculuğu üzerine keyifli bir söyleşi yaptık..

İzmir’den gelip senin için yabancı bir şehre, İstanbul’a yerleştin. İzleyicilerin zannettiğinin aksine bu sektörde işler çok da kolay değil. Zorlandığını hissettin mi hiç?
Hangi iş kolay ki? Zorluk tabii ki kaçınılmaz. Özellikle göz önündeysen, özellikle büyük bir sektördeysen ve yaptığın iş her aşaması büyük zevklerle eleştirilen bir işse, herkesin yorum yapma yetkisi varsa.

Artık kısa yoldan oyuncu olmak, dizilerde boy göstermek çok meşhur malum. Oysa sen Müjdat Gezen Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezunsun. Bu eğitim ne kattı? Oyuncu olabilmek anlamında eğitimin rolü nedir?
Her şeyden önce güzel bir sürü anı kattı. Şuan çok yakın olduğum arkadaşlarımı kattı. Ben baya romantik bi yerden girdim ama bunların önemi bende büyük.
Bence, bir doktorun ya da mühendisin bu soruyla karşılaşmıyor olması ama oyuncuların bu konuda düşündüklerinin hep merak edilmesi oyunculuğa ya da okullu oyunculuğa fazladan bir değer katıyor sanırım. Aslında okul, tabiatıyla çok şey kattı. Eğlendiğim, merak ettiğim, fark ettiğim ama daha çok okul bittikten sonra fark edeceğim bakma şekilleri kattı. Ayrıca oyunculuk derslerinin yanında estetik, sanat tarihi, felsefe, mitoloji, edebiyat gibi dersler kime iyi gelmez ki? Okul, insanın kendine güvenini erkenden bulmasına yarıyor da olabilir. Hem birey, hem de ekip olarak zorlu sınavlardan geçiyorsun. Her atılan adım daha sağlam basmana, daha güvenli olmana yarıyor. 4 yılda seni olduğun yerden bambaşka yerlere getiren arkadaşların ve hocaların oluyor.Oyunculuk okuduğum için gerçekten mutluyum, içim rahat.

Talimhane Tiyatrosu’nda çok beğenilen Göl Kıyısı oyunundasın. Oyun nasıl gidiyor? Rolünden bahseder misin?
Oyun gayet güzel gidiyor. İzleyiciden iyi tepkiler alıyoruz. Önümüzdeki sezon da devam edecek. Enerjisi yüksek, heyecanlı bir oyun. Erica rolündeyim. Erica asi, hatta saldırgan olabilen, içindekini dışa vurabilen, sözünü sakınmayan, küfürlü konuşan ilginç bir kız. Baba eksikliğinden kaynaklanan bir travması var. Sevgisizlik, terkedilme, hayal kırıklığı bu travmanın asıl nedenleri. Oynamaktan çokça keyif aldığım bir rol.

Nasıl hazırlanıyorsun rollerine? Hani o “Deli rolü için 1 ay akıl hastanesinde yaşadı” haberleri klişe mi? Rol öncesi ezber dışında çok fazla bir enerji sarf ediliyor mu?
İşin en önemli kısmı enerji aslında. Sarfedilen ve bir o kadar da yeniden üretilmesi gereken bir enerji alışverişi oluyor seyirciyle aranda. Seninle zaman, mekan, hatta oynadığın rol arasında. Ne zaman bütün enerji senin hem ait, hem de sahip olduğun bir haldeyse o zaman etkileyici olduğunu hissediyorsun. Akıl hastası olmak için 1 ay hastanede kalmak gerekmeyebiliyor yani.

İlle de bir hazırlanma yönteminden bahsetmem gerekirse, Eric Morris’in “Gerçek ancak gerçeğin olduğu yerden yaratılabilir” sözü benim yaklaşımımı belirliyor herhalde. Ne kadar dürüst, ne kadar açık, ne kadar gerçek olursam o kadar gerçek oynayabilirim.

Bazen bir role dışarıdan yaklaşır, uzaktan gözler ve yavaş yavaş tanışırsın. Bazen içinden bir şeyler arar bulur çıkarırsın. Bazen de kendi çıkar. Ama her halükarda gerçekle bağını koparmaman gerekir. İnsanın kendisini dürüst ve açık bir şekilde yaşayabilme yürekliliğini gösterebilmesi hem yaşamak için, hem iyi oynamak için olmazsa olmaz beceriler sanırım.

Rolün etkisinde kalıp günlük hayatta farklı bir karakter gibi davrandığın oluyor mu?
Günlük hayatta zaten farklı bir karakter gibi hissedebiliyorsun. Bu her zaman mümkün, hem de herkes için. Ama oynadığım bir rolden dolayı manava kasaba farklı davransam ve her rolde bu değişse çekilmez biri olurdum herhalde (gülüyor).

Bir karakteri var edip sonra onu televizyonda izlemek nasıl bir duygu?
Bazen sıkıcı olabiliyor; keyifli olduğu zamanlar da olabiliyor. Özellikle yaptığımın nasıl göründüğünü merak ettiğim, yeni şeyleri farketmemi sağlayan bir gözlem yolu oluyor.

Senin en sevdiğin dizi hangisi? Mesela Manuella favorilerin arasındaymış anladığım kadarıyla.
(Gülüyor) Çocukken izlediğim Brezilya dizisiydi. Bir dönem nerdeyse herkes Manuella ve Izabella ikiz kardeşlerini izliyordu. Yabancı dizileri takip ediyorum. Bazıları o kadar başarılı ki takip etmemek mümkün değil. Aslında çok var ama hepsini tek tek söylemeyeyim. Six Feet Under, Breaking Bad, Tudors en favorilerim.

Böyle bir dizide veya şöyle bir rolde oynamayı çok isterdim dediğin bir proje var mı hayalinde?
Anlatsam dergiyi tamamen bana ayırmanız lazım (gülüyor)

*Röportaj 10sayfa haziran sayısında yayınlanmıştır.

Sayıklamalar

Foucault

“Esra Erol’u Foucault ile Okumak” ancak sevgili hocam Alparslan Nas’ın yazabileceği bir yazıdır ama herkes belirli aralıklarla dönüp okumalı, paylaşmalıdır 😉 Ben de bu ay tekrar tekrar okuduğum için paylaşmak istedim.

http://zenfloyd.blogspot.com.tr/2014/07/esra-erolu-foucault-ile-okumak.html

Among the Sleep

amongthesleep

Among the Sleep, harika bir korku/macera video oyunu. Sesler, grafikler, kurgu çok başarılı. Oyunu iki yaşında bir çocuk gözünden ve yanında tek yardımcısı ayı Teddy ile oynuyorsunuz. Kolay ve zevkli ama basite almayın. Çünkü gülerek başlayanların çığlıklarına şahit oldum 🙂

“Hula Hoops”
magicimage

Damion Berger
USA
Honorable Mention

99 rooms

99rooms

99 sanatsal oda arasında yolculuğa çıkın! Müziğin sesini de kapatmayın 😉

http://www.99rooms.com/index2.php

Kurtulamayan

ece ayhan

Sen kader ağacı değilsin — nedeni bu
Tutkularına bırak kendini
Bir soluk var yaşıyor uzak uzak
Bu daha ölmemişsin demektir

Önce bitir bu şarkıyı
Bir bardak doldur mavi
— Hiçbiri açmıyor mu seni-
Ve git bu gelmediğin yere
Kurtulamayan — nedeni bu.

Ece Ayhan

Mindrelic-Manhattan in Motion
Benim gibi New York aşığıysanız daha bir başka olacaktır izlemesi ama sırf tekniği ile de sizi ağlatabilecek harika bir Manhattan videosu. Mindrelic’in diğer çekimlerini de aynı şahanelikle izleyebilirsiniz.

Mindrelic – Manhattan in motion from Mindrelic on Vimeo.

Burcu Tatlıses

“GÜZEL KOKULU ŞARKILAR”
Funda Arar’ın ezbere söylediğiniz ne kadar güzel şarkısı varsa yüzde doksan sözleri Burcu Tatlıses imzası taşır. Alagül, Senden Öğrendim, Yak Gel, Camdan Kalp.. Bir yandan şarkılar paylaşmaya ve konserler vermeye devam ediyordu ama artık işin mutfak kısmını bırakıp sahnelere güzel kokulu albümüyle çıktı Burcu Tatlıses. Alternatif müziğin kalemiyle ağlatan ama yüzü hep gülen kadını ile albümünü ve hislerini konuştuk..

burcu tatlıses

Öncelikle müzikle nasıl tanıştığını falan sormayacağım ama her şeyden vazgeçip müziği hayatının merkezine koyma kararını nasıl aldın?
Bu kararı almakta diğer ihtimalleri deneyip, yaşamış olmak ve kendimi oralarda bir yerlere koyamamak durumu var. Mühendis olamam ben, anladım misal. Ben içine kendimden bir şey koyamadığım, kendi yaratımımla besleyemediğim bir şeyde yaşayamam. Mutlu olmayı aramalı herkes bence, düşük ihtimalli, zor bir durum bu ama herkese göre olasılığın daha yüksek olduğu bir şekil var. Kimi için dağlara tırmanmak mesela bu, kimi için bir şeyler öğretmek belki. Benim için olmayan bir şeyin Burcu halini vücuda getirmek. Müzik bu yolu açıverdi bana.

Aslında hep çok özel şarkılarla vardın aramızda. Sözler, şarkılar, internet kayıtları da vardı ama neden geç oldu albüm?
Şimdiymiş demek zamanı. Albüm yapmak çok zor bir durum değil, daha önce de gerçekleşebilirdi aslında ama benim için kendimi önce anlamak sonra da istediğim gibi anlatabilmek çok önemliydi. Fazla mükemmeliyetçiyim maalesef, maalesef diyorum çünkü her şeyi zorlaştırıyor bu durum bir yandan. Elinde bir şeyin tohumu vardır ama yağmur gelmezse, toprak içini açmazsa sana, gerçek halini bulamaz. Bu albüm kendi mevsiminin ağacı oldu. Bunun için beklenmesi gerekiyordu demek.

Hangi sözü nasıl yazacağını kaç tık alacağına göre düşünen ticarileşmiş müzik piyasası içinde biraz da o güzel şarkıları neden başkalarına verdin demek istiyorum..
Bilmem. Bunu düşünerek, hesaplayarak yapmadım ki. O şiirler, öyle güzel oldu, o müziklerle, o yorumcularla, o hikayelerin içinde. Hiçbirinde keşke ben diye düşünmedim.

Nasıl çıkıyor bu şarkılar? Yorumlarda sanki 60-70 yaşında biriymiş gibi yazıyor diyorlar 🙂 Mesela ilk şarkın Alagül’ün hikayesini paylaşır mısın bizimle?
İlk yazdığım şiirleri buluyorum bazen eski defterlerimde, tarihlerine bakıyorum, 15-16 yaşındaymışım ama ölümden söz ediyormuşum. Yalnızlığın ağırlığından, tükenmişlikten, vazgeçme ihtimallerinden, kocaman aşklardan, acılarından : ) Belli ki içimde başka biri daha var, ya benim eski ruhlarımdan birinin kalıntıları ya sonraki zamanlardan birinin öngörüleri, bilemiyorum. Tek bildiğim, bir şeyler düşüyor aklıma ve yazıyorum. Alagül bunu keşfettiğim bir şarkı. Bestesini bir dakikadan az dinleyip, sanki bin yıldır aklımda bekleyen sözcükler dile gelmiş gibi mırıldanmaya başlamıştım bir anda. Bir yandan da ben nereden hatırlıyorum bu sözleri diye geçiriyordum aklımdan. Yaşadığımı, yaşamadığımı, hayel ettiğimi, duyduğumu, gördüğümü yazıp söyleyiveriyorum işte. Yeter ki o yol bir şekilde açılıversin.

Bir röportajında her şey çok güzel geçti bu albüm sürecinde demişsin. Malum ilk albüm için hep “aceleye geldi”, “içime sinmedi” durumları olur. Albümü eline aldığın ilk an nasıl hissettin ve albümü sen nasıl değerlendiriyorsun merak ediyorum.
Her şeyin ilk anından son anına kadar her yerindeydim fazlasıyla. Şarkıları yazdım, düzenlemeleri an be an oluşurken izledim ve dahil oldum. Kayıtların her saniyesinde stüdyodaydım, fotoğraflar çekildi, kartonet tasarımında yine müdahildim. Tüm bunlardan dolayı belki de albümü elime aldığımda bende çok özel, havai fişekli, heyecan verici bir etki yaratmadı. Bir de şöyle bir durum var, her zaman daha iyisi olabileceği hissi hep bakidir içimde. O yüzden çok acımasız eleştiririm kendimi. Ne harika bir şey yaptım noktasına pek gelemem. Sanırım hayatımda ilk kez, bu albüm sonrası gönül rahatlığıyla dile getiriyorum bunu, en çok da kendime.

İki klip izledik bu albümden. İlk klibin aksine ikinci klip daha “arkadaşlarla takılıyorduk” havasında ve çok da tatlı olmuş. Klip konusunda ne düşünüyorsun?
Klip konusunu önemsiyorum. Görselin gücü yadsınamaz. Sinema ve müzik birbiriyle anlaştığında, büyüsünü hiç kaybetmeyecek bir an ve anı bırakıyor beynimizde. İnternet krallığı gücünü bunca büyütmeden önce, klipleri insanlara ulaştırabilmek için müzik kanallarından başka alternatifimiz yoktu ki oralarda yer almak da binbir türlü koşula bağlıydı (hala öyle). Misal, sizin var ettiğiniz müzikle ve kliple varlığını sürdüren müzik kanallarına para ödüyordunuz bir de klibinizi yayınlatmak için. Şimdilerde sosyal medya diye bir durum var neyse ki. Bu, bizi özgür kılıyor her anlamda. Hem insanlara ulaşma anlamında ama hem de üretim sürecinde. Bir yandan da daha çok farkedilmek için farklı olma zorunluluğunu getiriyor. Düşünmek zorunda bırakıyor yani. Enerjini yaptığın işi bir yerlerde görünür kılmak için harcamak yerine, özgün olmak için harcayabiliyorsun. Bir yandan da 11 şarkılık kocaman bir albümün bir ya da iki şarkısına klip çekip, diğerlerini yok saymak durumundansa, hepsinin filmini yapabiliyorsun işte. Ben olabildiğince çok video klip yapmak istiyorum “Güzel Kokuyorum” için.

Albümde bir cover, Baba Zula şarkısı var. Bir Sana Bir de Bana.. Başka bir ruha bürünmüş sanki şarkı. Yeni çalışmalarınız var mı cover konusunda? Ya da bir düet düşünüyor musun mesela?
Şu an planladığım bir şey yok. Yeni şarkılar yazmayı daha çok önemsiyorum. Çok sevip de keşke ben yazsaymışım dediğim bir şarkıyla karşılaşırsam düşünebilirim ama.

Çok naif, samimi, gerçek bir albüm bence “Güzel Kokuyorum”. Aslında çok kırılgan içi ama tıpkı senin gibi hep tebessüm ediyor sanki bir yandan. Hayata karşı da böyle misin?
Hep gülümserim ben, kendimi hatırladığım andan beri. Bazen gerçekten, bazen kendimi, içimdekini kollamak, kendime saklamak için. Duygularımı herkese olduğu gibi açık edebilen biri değilim, neyin var diye sormasınlar diye herhalde hep gülerek dolanıyorum ortalarda. Gerçi şimdilerde neden hep mutlusun diye soruyorlar, bu sefer de mutlu değilim heep diye bağırasım geliyor : ) Hayata karşı genel anlamda olumluyum, olmaya çalışıyorum. O zaman her şey daha kolay yolunu buluyor galiba. Öbür tarafını da fazlasıyla dipte yaşıyorum ama. Düştüğüm o kuyudan çıkmak zor oluyor ve uzun sürüyor. Kayboluyorum ortalardan biraz. Görünür olduğumda yine gülümsüyor oluyorum : )

“Sen Dur Ben Gölge” adlı bir şiir kitabın vardı. Parmak ucunda dünyayı görmeye çalışan çocuğum” diyordun bir satırında. O çocuk dünyayı görebildi mi? Mutlu mu kendi dünyasından?
O çok mutlu bir çocuk, hep de öyle olmasını umuyorum. Küçük oğlunu büyümekten korumak isteyen ama elinden hiçbir şey gelmeyen bir annenin iç sesi o şiir. Dünya her şeye rağmen güzel ama hiçbir şeye rağmen çok kötü. İçinde kötünün k’si olan bir şeyin bile çocuğuna değme ihtimali azap verici. O şiiri yazdığım anda, Uzay kendi boyundan büyük balkon duvarından dışarı bakmaya, görmeye çalışıyordu. Göreceklerinden korktum sanırım.

Son olarak ne yapmak istiyor Burcu Tatlıses? Planları ne? Yakında bizi bekleyen projeler var mı?
Burcu Tatlıses şarkılar yazmak, söylemek, yeni müzikler yeni sözler denemek, öğrenmek, keşfetmek, yaratmak, sonra bunları paylaşmak paylaşmak paylaşmak istiyor. Mutfakta biraz fazla oyalanmış olmanın acısını çıkarmak istiyor. Kendimden üçüncü şahıs olarak söz etmeyi denedim önceki cümlelerde, pek komikmiş, vazgeçiyorum : ) Hep bir yerlerde şarkı söylüyor olacağım ben, ne kadar çok konser, o kadar birbirimize yakalanıp tutulma hali demek. Bu yakalanmalara bir ihtimal daha hazırladığınız için sana ve Felsebiyat’a çok teşekkür ediyorum.

*Röportaj Felsebiyat Dergisi haziran sayısında yayınlanmıştır.