Çağ Çalışkur

çağ çalışkur

Oyun Oynama Hali

Garaj, Kalp Düğümü, Kabin gibi oyunlarıyla tiyatro severlerin kalbinde taht kurmuş Craft Tiyatro’nun kurucularından Çağ Çalışkur, on parmağında on marifet kadınlardan. Jimnastik, yüzme, bale yapmış, muhabir olmuş, bilardo şampiyonluğu kazanmış ve artık bütün hayatını tiyatroya adamış. Birlikte Craft Atölye’yi, oyunları ve Çağ’ın oyuncu ruhunu konuştuk.

Bu kadar çeşitli bir özgeçmişle yoluna devam ederken, kendini nasıl tiyatroda buldun?
Arada niye o kadar şey yaptın diye sorabilirsin çünkü ben tiyatrocu anne babaya doğduğum için hayatta en çok duyduğum, en bildiğim şey oldu tiyatro. Bir süre onlara benzememe savaşı verdim. Tiyatroyu Türkiye’de okumak istemedim; ailem beni öyle yönlendirmedi. “Git yurt dışında oku” dediler. Ben de ancak üniversiteden sonra kendimi yurtdışına gitmeye hazır hissettim. Burada Uluslararası İlişkiler okuyup Amerika’ya gittim ve oyunculuk okudum. Uğraştığım diğer şeylerle ilgili de hiçbir pişmanlığım olmadı. Ben bu mesleği çok seviyorum ama sadece bu mesleği sevmiyorum.

Fındıklı’daki teras katını aldığınız ilk günlerde neler hissediyordun, amacın neydi?
Çok heyecanlıydık. İçimizde bitmek tükenmek bilmeyen bir “Ah biz bu dersleri hayata geçirmeliyiz, birlikte eğlenme işini düzenli bir şeye dönüştürüp hayatımızın parçası yapmalıyız” diyorduk. Orayı bulduğumuzda sudan çıkmış balık gibiydik. Ne yapıyoruz, niye yapıyoruz, yapmalı mıyız ve hala vakit erkenken geri mi dönsek gibi soruların hepsini sorduk. O gün bugündür de sormaya devam ediyoruz…

İşinizi yaparken “oyun oynama ruhunun korunması” gerektiğine inanıyorsunuz. Peki bu ruhu nasıl koruyorsun?
Sürekli ve sürekli oyun oynayarak! Nihayetinde “teknik” sıkıcı bir şey gibi görünüyor. Her ne uyguluyorsanız, teknik uygulamanız temelde yine de oyun oynama hali olmalı. Sadece tiyatroyu değil, saklambaç, ebelemece, körebe gibi bütün oyunları katarak söylüyorum. Tüm tekniklere rağmen oyun hala devam ediyorsa öyle eğlenceli oluyor ki, işinizi mecburiyetten değil, sevdiğiniz için yapıyorsunuz. Ben dünyadaki bütün oyunları oynayabilirim!

Metin seçimleri sizin için çok önemli. Hayatının o anki süreciyle de ilintili oluyor mu tercihlerin?
“Hayatımın altı ayını, hatta belki de iki yılını tek bir şeye ayıracağım, neyi bu kadar tutkuyla savunabilirim” diye soruyorum kendime. Genellikle “Evet işte bu oyun” cevabı buradan çıkıyor.

Oyuncu seçiminde hangi kritere göre karar veriyorsun?
Bir oyuncuyla çalışma kriterim, her şeyden önce iyi ve yumuşak bir insan olmasından geçiyor. “Birlikte aynı amaç için çaba sarf edebilecek miyiz ve bu yolda kavga da etsek, dövüşsek de birbirimizi sevmeye devam edebilecek miyiz” sorusuyla başlıyorum. İkinci aşamada ise role uygunluk, oyuncunun rolü sevmesi gibi faktörler devreye giriyor.

Burada eğitim almış birçok oyuncuyu ekranda görmeye başladık. Craft için televizyon projelerine oyuncu kazandırmak nasıl bir önem taşıyor?
Birlikte çalıştığım biri iş bulduğunda seviniyorum tabii; belki de en çok rahat rahat tiyatro yapabilecek, para derdi olmadan üretebilecek diye. Yoksa bir oyuncunun televizyonda iş yapmasının müthiş bir şey olmadığını bilecek kadar iyi tanıyoruz artık sektörü. Ben kendi öğrencilerimi televizyona mecbur kalmayacakları bir düzene yönlendirmeye çalışıyorum ama tabii seçim onlara ait.

Öğrencileri atölyede nasıl bir eğitim bekliyor? Bilhassa başlangıç seviyesinde…
İki temel eğitim var. Biri oyunculuk, doğaçlama, kamera önü, hareket, diksiyon, sahne derslerinin olduğu iki yıllık bir program. Diğeri oyunculuk, kamera önü, reji, prodüksiyon, kurgu, senaryo derslerinin olduğu ikinci bir bölüm. Bir oyuncunun kamera arkasında ne olup bittiğini ve o ekibin ne şartlar altında çalıştıklarını biliyor olması bana çok önemli geliyor. O yüzden kamerayı ve kamera arkasını merak eden oyucular ya da oyunculuğu merak eden yönetmenler için böyle bir bölüm açtık. Dört aylık kurlar halinde ilerliyoruz ve sekizinci ayın sonunda bir eleme yapıyoruz. Okula girenlere ya “Seninle devam edeceğiz,” ya “Birinci kuru tekrar et” veya “Acaba oyuncu olmasan mı” diye dürüstçe yol gösteriyoruz. Böyle bir durumda “Git, ne yaparsan yap” demiyoruz tabii. Yardımcı olabileceğimiz her şeyi yapmaya çalışıyoruz.

Her yaşa uygun tiyatro projesi dikkat çekiciydi. Tiyatroda anne babaların çocuklarıyla gelip oyun izleyebilmesine imkan sağlıyorsunuz. Bu anlamda geri dönüşler nasıl?
O kadar önemli bir proje için bence az. Henüz ne Kadıköylülerle, ne de öncesinde +16 oyunlar oynandığı için çocuklarla tanışabildik. Oyunun özelliği çok ciddi ve gerçek bir olayı çok eğlenceli bir şekilde anlatıyor olması. 13-15 yaşındaki Avustralyalı iki çocuğun, oynadıkları oyun sonucu başından geçenleri anlatıyor. En güzeli de, salona girdiğinde on yaşından altmış yaşına izleyicilerle karşılaşıyorsun. Herkes farklı bir şey algılıyor ama sen oyunda seyirciyi izliyorsun. Çok garip bir his.

Bir iş yapmaktan ziyade sanatın içinde kalmak için girilmiş yolda gibisiniz. Dengeyi nasıl sağlıyorsun?
Bu sistemin içinde var olabilmek çok zor, ödün vermemek için çok ciddi bir savaş veriyoruz. Bir şey yaratma sürecinde haşin ve yırtıcı olabiliyor insan, öyle de olmalı çünkü tutkuya ihtiyacımız var bir sözü kuvvetli söyleyebilmek için. Ayrıca sanatın içinde kalmanın da dışında bir sürü insana ev oldu burası. Bu yüzden Craft’ta çalışan herkes çok önemli. Asıl işi Bahar, İbo, Erkan, Ayşegül, Yeliz, Başar, Renan ve tüm ekip yapıyor yani. Denge onlar sayesinde sağlanıyor.

Yakında ne var?
Miss Margarita adında tek kişilik bir oyun gelecek. Şahane de bir oyuncumuz var ama söylemem (gülüyor)!

Tiyatronun bu sıkıntılı döneminde seyirciye mesajın…
Tüm tiyatrolar adına söylüyorum ki, çok uğraşıyoruz! Bence bu uğraş bile görülmeye değer…

*Röportaj 10sayfa Mart sayısında yayınlanmıştır.