Can Bonomo

can bonomo

İstanbul gibi, kalbi hep güzel adam!
Yazıyla kendini daha iyi ifade ettiğini söylüyor ama samimiyetini İstanbul müziğiyle, şiirleriyle, konuşmasıyla, bazen şapkasını takıp gülümseyişiyle bile hissettirebilen bir isim Can Bonomo. Yeni albümü “Bulunmam Gerek” çıkmadan önce biraz albümden, biraz hâlinden, biraz da hislerinden konuştuk.

Aşktan ve Gariplikten albümü için, daha önce cesaret edemediğin şeyleri yaptığını söylemiştin. Yeni albümle birlikte sormak isterim. Bu albümün kaydına başlarken belli bir planın var mıydı, varsa istediklerinin hepsini yapabildin mi?

Aşktan ve Gariplikten’de de bir planım yoktu. Bu albümde de bir planım yok aslında. Yani çizdiğim bir güzergah var ve o güzargahın bir başı bir de sonu var ve ben de belli bir direktifte ilerliyorum gibi bir durum yok hayatımda. Aşktan ve Gariplikten çok samimi bir albümdü. Daha önce cesaret edemediğim şeyleri yapmak demek Türkiye’de dinlenmeyeceğini bildiğin halde sadece yapmak istediğin müziği yapmak demekti. Öyle yaptım zaten ve dinlenmedi. Mesela türkü vardı. Biraz uçarı bir albümdü. Bu albüm pek öyle olmadı. Daha ağırbaşlı, daha ayakları yere basan bir albüm oldu. En sonunda tamam bu çocuk ne anlatmak istediğini ve nasıl anlatmak istediğini öğrendi ve artık daha olgun bir yolda ilerliyor gibi bir albüm oldu.

İçerikte sürprizler var mı?

Özellikle dur insanları şaşırtayım, sağ gösterip sol vurayım gibi bir niyetim yoktu. Fatma Turgut albümün vokal koçluğunu ve aynı zamanda back vokalliğini yaptı. Bir de Sattas’dan Orçun’la bir düetimiz var. Reggae bir şarkı yazdım. Ya ben niye reggae yazdım dedikten sonra ben bunu söylemeyeyim bari reggaeden anlayan biri söylesin dedim. Benim asıl niyetim şarkıyı Orçun’a söyletmekti. Sonra Orçun’la beraber çalışırken baktık çok sinerjik oldu, birlikte söyledik.
Sinema eğitimin olduğu için şarkıları yazarken müzik için belli sahneler hayal ediyor musun diye merak ediyorum.
Benim şarkı yazmam öyle artistik bir ritüel gibi değil. İş gibi yazıyorum. Sabah belli bir saatte kalkıp belli bir saate kadar yazı yazıyorum. Bunların bazıları beste oluyor bazıları şiir oluyor ama ‘bana ilham gelmesini bekliyorum ya da çok çok içip hüsrana uğruyorum ve çarpıcı bir takım şeyler yaşıyorum’ u beklemiyorum. Yazmak benim işim zaten ve yazıyorum. Yaptığım işin tabii ki artistik bir güdüsü var ama beni tetikleyen şey tamamen yazmak istemem.

Şarkı sözü yazarken şiirde olduğu kadar özgür müsün?

Hayır. Olmadığımı bu albümde öğrendim açıkçası. Her şeyi yazabiliyoruz zannetmiştim ve bugüne kadar da her aklıma geleni hakikaten yazdım. Şiirlerim gibiydi ama bu sefer insanlar hakikaten insanlar beni anlasın istedim ve sadece benim anlayabileceğim, kendi dilimde değil de herkesin konuştuğu ortak bir dilde yazmam gerekti. Dolayısıyla duygu geçirgenliği çok yüksek olacak bu albümün çünkü Türkçe. İnsanların birbiriyle anlaştığı dilde yazmaya özen gösterdim ama bu öyle bir özgürlük yok diye değil. Öyle yazmak istedim öyle oldu.
Kendinle ilgili anlaşılmadığını düşündüğün ne var?
Ben kendimi konuşarak çok fazla ifade edemiyorum yazarak daha iyi ifade edebiliyorum. Çok haklı olduğum bir konuda dahi çok haksız çıkabiliyorum 15 dakikalık bir konuşma içinde dahi. Yazarak ifade ettiğimde öyle bir problem yaşamıyorum. Karakterimle ilgili dem vuracağım bir şey varsa konuşarak kendimi ifade etmekte zorlanıyorum.
Özel hayat, modern dünyanın bizden götürdükleri, ülkenin gidişatı… Nasıl dengeli kalıp enerji topluyorsun?
Sürekli isyan eden ya da acı çeken sürekli mutsuz olup mutsuzluğundan beslenen ya da mutsuzluğuyla ilgili işler çıkartabilen biri değilim. Sadece, hayattan besleniyorum. Bana enerji veren şey insanlar, döngü, hayatın kendisi. Genellikle mutlu bir insanım. Çok mutlu bir insan da değilim. Normal bir insanım işte.
Müziğini “İstanbul müziği” olarak tanımlamıştın. Morrissey bir röportajında İstanbul’la ilgili kendisine yöneltilen bir soruya “halkın sokaklarda olduğu şehirleri seviyorum çünkü daha az yalnızlık hissediyorum” demişti. Sen İstanbul’u koklayınca ne hissediyorsun, İstanbul’la ne konuşuyorsun?
İstanbul karmakarışık bir yer. Eklektik bir dokusu var. Ben İzmir’den geldim. Orda büyüdüm ama İstanbul’da adam oldum. İlk dayağımı da burada yedim, ilk kazığımı da burada yedim. İstanbul dolayısıyla benim için çok özel bir yer. İzmir’de büyüdüğüm için çok mutluyum. Onu hiçbir şeye değişmem ama İstanbul’da yaşamak beni aslen ben yapan şey. İçimden çıkan şeyleri İstanbul olmasa kendime saklardım. Dışarı çıkmazdı. İstanbul müziği de buradan geliyor aslında. İstanbul müziği tıpkı İstanbul gibi, eklektik bir müzik. Her yerinde şuan çalmakta olan enstrümanların derlenip toparlandığı bir müzik. Karmakarışık ama aynı zamanda belli bir dokusu var. Aslında kaotik ama belli bir düzen içinde ilerliyor.

Daha bir kendini bulma mı var?
Arama var aslında. Bir arayış. Hedefleri olan ya da bir yolda ilerleyip sonuca varmaya çalışan bir insan değilim. Müziğimin de öyle olabileceğini düşünmüyorum.

Yalnız hissediyor musun kendini?

Evet, bazen çok yalnız hissediyorum. Bazen çok mutlu, bazen çok mutsuz. Yani insana dair bütün hisleri yaşıyorum. İstanbul’un da etkisi oluyor bazen ama yenicem seni İstanbul gibi bir kaygım yok.
Bir sanatçı müzikte birçok kişilikte karşımıza çıkabilir. Senin albümlerinde her zaman “kendin” olduğunu hissediyorum. Kendini başarmış buluyor musun?
Kendim olmak konusunda kendimi çok başarılı hissetmiyorum. Hissetmek de istemem çünkü o zaman bir mücadele kalmaz hayatımda. Arayış ya da bir beklenti kalmaz. Kendimi tamamlanmış hissetmiyorum dolayısıyla. Müziğim de öyle olmamalı. Sürekli başka yerlere gitmeli. Sıçrayış yaşamalı, bazen düşmeli. İnsan hayatı gibi olmalı. Benim yaşadığımda normal bir hayat ve normal beklentilerim var. Ben oldum tamam artık demek istemiyorum.

Kısa zamanda büyüyen bir kemik kitlen var. Hayranların senin müzikteki dilini, görüşlerini, görüntünü kendilerinin bir yansıması olarak yorumluyor olabilirler mi?

Dediğin gibi olmasını umarım ben de. Bana ait olan şeyler onlara da çok yakın geliyor ki beni kendilerinden görüyorlar ve benim birtakım problemlerimle beraber başa çıkıyoruz. Ben sahnedeyken, albüm ya da şiir kitabı çıkardığımda benimle birlikte bir mücadele veriyorlar çünkü onların yaşadığı zorluklar ya da sıkıntılar benimkilere yakın ya da mutluluklarımız benziyor. Bu bence samimiyetle alakalı bir şey. Ne kadar samimi, gerçek ve geçirgen olursan insanlar da seni öyle değerlendirip öyle seviyorlar.

Bu açıdan popülariteye bakış açın nasıl?

Şöhret çok yapay bir şey. Bir insan şakası. Her an gelip her an gidebilir. Andy Warhol’un dediği gibi herkes on beş dakikalığına meşhur olabilir. On beş dakika sonra hiçbir şeysindir. Ben şuan paralel evrende çok uzunca bir on beş dakika yaşıyorum ama bu geçebilir. Henüz doldurmadım bence bu on beş dakikayı. İçinde elimden geldiği kadar çok şey anlatıp kalıcı olmam lazım. Bunu sadece öldükten sonra hatırlanmam için değil öldükten sonra da insanların hayatını değiştirebilmek ve bir şeyleri devam ettirebilmem için yapmam lazım.

Müziğinizin sahne performanslarınıza da yansıyan farklı ve etkileyici bir tarafı var.
Kötü dans ediyorum onu mu diyorsun? (gülüyor)

Hayır bence kötü değil. Konserlerle ilgili değişik konseptler, yenilikler olacak mı?
Biz aynı çocuklarız. Back vokaller için bir kız arkadaş eklenebilir. Sahnede değişik bir şey yapmıyorum. Işık bile yoktur bizim sahnemizde. Umarım gelişince olur bir şeyler. Biz sadece içimizden geldiği gibi çalıyoruz ve o da bizim sahnemizi çok eğlenceli yapıyor. Biz altı kişi bir tarafa bakarken yüzlerce kişi bize doğru bakıyor ve hepimiz, bizden akan enerjiyle onların sevinip üzüleceğinin ya da zıplayıp bir kenarda oturacağının farkındayız.
Böyle daha yalın mı devam etmek istiyorsun? Yoksa şöyle bir show yapsak deyip de yapamadığın şeyler oluyor mu?
Öyle bir showu anlıyorum ama öyle bir show istemiyorum. Biz çalalım onlar dinlesin de değil. Biz çalalım ve hep beraber söyleyelim. Showun bir parçası olsunlar. Show çok matah bir şey olmasa da olur. Birden bire on tane kadın dansçı gelip de bütün showu değiştirmese de olur. Biz yine çalalım ama hep beraber söyleyelim izleyicinin kendisi show olsun.

Ana akımın dışındaki isimler mütevazi bir müzik hayatı geçiriyor. Büyük plak şirketleri, bağımsız müziğin önünde bir engel olabiliyor. Sen de ana akım dışarısından geldin. Bugünkü müzik dünyasının kendi içerisindeki sistemin değişmesi, dinleyicinin yön vermesi mümkün mü sence?

İstiyor mu acaba ben de onu düşünüyorum. Alanın ve satanın memnun olduğu bir politikada değiştirecek çok da bir şey yok. Ben çok takip etmiyorum. Müzik dünyasında neler oluyor farkında değilim. Arkadaşlarımın şöyle bir şey oldu dinlesene dedikleri şeyleri dinliyorum. Televizyon izleyen, olan biteni her an bilen biri değilim. Ana akımı çok takip etmiyorum. Büyük plak şirketlerinin evil olup olmadığını bilmiyorum. Çok alternatif iş çıkıyor da plak şirketleri sırtını mı dönüyor yoksa öyle kalmak istedikleri için mi kalıyorlar bilmiyorum. Ben iki albümümü kendim çıkardım. Bu albümü büyük bir plak şirketinden çıkardım. Bu beni nereye götürüyor nasıl bir fark yaşıyorum bilmiyorum. Ben ana akım olmuş oluyorum o zaman. (gülüyor)

İleriye dönük olarak alternatif isimlere yardımcı olmayı düşünüyor musun?
Kendi rüştümü ispatlamış olduğumu hissetmiyorum ama ileriye dönük tabii ki çok isterim. Bir stüdyomuz olsun ve alternatif müzik yapan arkadaşlarımız gelsin, beraber müzik yapalım. Bir plak şirketimiz olsun ve yardımcı olalım ama şuan kendi hayatımı idare etmek benim için bir iş zaten. Belki yaşlanınca…

Son olarak, bundan sonra nerde “bulunman gerek”?
Ait olduğum yerde bulunmam gerek. İnsanlar beni nerde arıyorsa orda bulunmam gerek.

*Röportaj 10sayfa dergisi Aralık sayısında yayınlanmıştır.