Kategori: Eleştiriler

Bir Küçük Fan Meselesi

gene_simmon

Ruhunda bir tutam sihir olan çok insan var bu dünyada. Bunlardan biri Umay Umay’dır mesela. Kitapları çıktığında alıp okumak için beklediğim Umay. Kıyamazdım hemen bitirmeye sayfalarını. Gizli kapaklı sevmek vardır ya. Umay Umay öyledir benim için. Adının yaraşırlığını severim. Hayatın ona verdiği derinliği severim.

Çılgınlıklarıyla kalbime taht kurmuş P!nk vardır mesela. Dear Mr Presedent söyler Bush’a karşı. İplerle uçar konser alanlarında. Zeppelin şarkısı söyler birden gözlerini kapatıp. Birden dans eder hunharca. Manyak bir kadındır çünkü. Müziğin onu özgür kılışını severim.

Şebnem Ferah severim mesela. Ama öyle yağmur yağınca Yağmurlar şarkısını paylaşan ağlak konser kızları gibi değil. Duruşunu severim, konuşurken her cümlesinin bir anlam taşımasını severim. Şarkıları bana eski sevgilileri, acıları falan hatırlatmaz. Onu daha iyi ifade etmesini severim.

Edip Cansever okurum mesela. Virginia Woolf’la dertleşirim. Janis Japlin konser verir yollarda kulaklarıma. Zeki Müren masamın eşsiz konuğudur. Patti Smith çok yakın arkadaşımdır. Kahvelerimi Nazan Öncel’le içerim.

Hayata bakışımı değiştiren, hayata bakışıma eşlik edip beni kalabalıklaştıran, kimi zaman ısrarla yalnız kalmamı bekleyip içimdeki zehri söküp atan çok kitabın yazarı, karşısında nöbet tuttuğum çok tablonun ressamı, çok sanatçı vardır.

Ben de çok insanın fanı oldum. Ben de odama posterler astım ama artık anlamlandıramadığım bir şeyler var ortada. Bu isimler hiçbir zaman onlar gibi olmamı sağlamadı. Ben de onlar gibi olmak istemedim. Ben onların hayatıma dokunuşlarıyla daha güzel kendim oldum.

Daha önce birçok fan grubunun başkanlığını yaptığım için bu işin nerden koptuğunu iyi gözlemleme fırsatı buldum aslında. Twitter,facebook cart curt öncesi, yani ünlü isimlere bu kadar rahat ulaşma, bu kadar rahat dalaşma fırsatı yokken malum forumlar çok revaçtaydı. Ondan önceki yıllarda sırf bir merhaba demek için kulis kapılarında sabahlayanlara değinmeyeceğim. Onlar çekti çekeceğini.

Forumların en kötü yanı oraya sadece sanatçıyı seven insanların üye olmasıydı. Sanatçının yaptığı yapacağı her şeyin malzemesi hazır verilir ve cevaben onu pohpohlayan grup gelirdi. Arada sanatçıyı eleştirmeye çalışan birkaç kişi çıkarsa onlar da bu grup tarafından ağzının payını alarak uzaklaşırdı.

Bence forumlar sanatçıyı iyi/kötü eleştirebilmek için ve oluşabilecek uç durumları önleme açısından denetime tabii olduğu için harika bir mecraydı ama hiçbir zaman bu anlamda kullanılmadı. “Ben daha çok seviyorum”dan öteye gitmeyen bir yarış alanıydı işte.

Bu dönemlerde yazıştığım, eleştirilerimden sonra hayranlarının “canımlı bitanemli mesajlarından gına geldiğini anlatan” ve olumsuz şeyler yazsam dahi teşekkür etmekten kaçınmayan çok sanatçı tanıdım. Ama asıl düşüncelerini, asıl beklentilerini hayranlarına iletmek onları elinden kaçırmak demekti.

Düşünsenize Emre Aydın’ın çıkıp Afili Yalnızlık dönemindeki fanlarına “Niye soyadımı soyadınız yapıyorsunuz arkadaşlar? Rahatsız mısınız?” Dediğini.

Ya da şimdi düşünün Murat Boz’un çıkıp “Kızlar artık kaslı fotoğraf paylaşmayacağım. Biraz kilo alıp saçlarımı kazıtmaya karar verdim. “ diye açıklama yaptığını.

O followerları ne olurdu bilmiyorum.

Yeni çıkan bir sanatçı için biranda ortaya çıkan bir fan club açar bir kızımız. XYFC yapılır hesaplar. Soyadlar değiştirilir. Profil fotoğrafları arka planlar sanatçıyla ilgili yapılır.

Ben twitterda aynı mesajları farklı şarkıcılara atıp hepsinin fan clubının baş tacına dönüşen sonra da sanatçıyla canım bebeğim diye konuşan insanlar gördüm.

Bir kadının konserde ünlü bir sanatçının kulisine sarhoş bir şekilde girip “Ya sen şarkıları çok güzel söyledin ama şunu niye söylemedin biz onun için geldik dediğini duydum.

Fotoğrafta güzel çıkmadığı için sanatçıya bir daha fotoğraf çektirenini gördüm.

Bir diğerinin ünlü bir pop sanatçısı hakkında biz onu yakışıklılığı için sevmiyoruz, kişiliği için, beyefendiliği için bize olan gerçek sevgisi için seviyoruz dediği olmuştu bana. Sonra o sanatçı bir radyo programının kapısında “tüm hediyelerinizi evime götürüyorum özel bir yerde saklıyorum merak etmeyin” demişti onlara ama “aman kalsın hepsi” diyerek çıkmıştı oradan.

Hatta en sevdiği fanı konserine gelmedi diye arkasından konuşup” bu muymuş sevgisi onun sevgisi bu” diye hareket çektiğini biliyorum koca ağızlı bir kadın sanatçının.

Çoğu sanatçı zaten fanlarına potansiyel bir ticaret ilişkisiyle yaklaşıyor kabul. Anlarım. Onun derdi de sanat yapmak değildir zaten. Satmaktır. O kendisini satmaya çalışır. Ama be canım. Sen bu insanları iki güzel melodi için niye Allah yerine koyuyorsun onu anlamıyorum. İster takım olsun ister yazar olsun ister sanatçı olsun. Sonra büyüyünce o tivitleri sileceksin. Çoluğuna çocuğuna anlatacağın bir hatırası da yok kulis kapısında bir fotoğraf için beklemenin.

Candan Erçetin vakti zamanında “benimle fotoğraf çektirmeyin. Benimle fotoğraf çektireceğiniz zaman yerine oturup sohbet edelim” demişti hayranlarına. Yıldız Tilbe hayranlarıyla toplanıp çay içerdi Bursa’da.

Olacaksa böyle olsun. Sen adamın fuck the sistem temalı cümlelerinden sonra neden x reklamlarında oynadığını sor örneğin. Albüm lansman konserinde bile neden her nağmesini ezberlediğin on yıl önceki şarkılarını söylediğini sor kendine. Albümünü beğenmediğinde klibini beğenmediğinde oturup yaz onu da süslü sevgi cümlelerinin yerine. Kapısında bekleme kulisinin. Rica et, kabul ederse bir kere de fotoğraf olmasın derdin. İmza günü yerine sohbet düzenlensin sonra. Sen diye hitap etmeden soru sorabil. Gerçek bir soru sorabil saygısızlık etmeden. Seviyorsan öpmeye çalışma. Numarasını evinin adresini bulmaya çalışma. Her konserde sana baktığını düşünme. Saçma sapan pankartlar kaldırma. Müziğinin tadını çıkar bikinili fotoğraflarının değil. Yapma güzel kardeşim yapma. Fanlık böyle olmaz. En çok seven yine sen ol. Ama en çok eleştiren de sen ol. Hakediyorsa al o albümü. Gerçekten hakediyorsa yaz o sözleri. Bu kadar ünlü manyağı da olma. Kendini değersizleştiriyorsun farkında olmadan. Birinin büyük fanı olduğun için başkalarından üstün bir tarafın da olmuyor gör artık. Hastalık o psikoloji.

Ben bu konuda başka bir yazıda çemkirmeye devam edeceğim ama şimdilik çok uzatmayayım dedim.

Geçen yaz Metallica konserinde 40-50’li yaşlardaki metalci abilerin son şarkıda göbek attıklarına şahit olmuştum. Samimi bir fan resmini bundan daha iyi hiçbir şey anlatamaz heralde.

*Yazı www.kahvemolasi.com ‘da yayınlanmıştır.

Şikayetçi misiniz? Bence Olmayın!

ozgecan-aslan

Bir dünya şey yazıldı. Hepsi de kelimesi kelimesine gerçek. Gideceğin yere göre giyinmeler, takside korkmalar, metrobüse binememeler, otobüste nefes almadan durmalar, kimi zaman erken inmeler, yanında biber gazı taşımalar, hava kararınca korkarak yürümeler, yardıma ihtiyacınız olduğu bir anda dahi yardım isteyememeler, telefonda babanızla konuşur gibi yapmalar.. Sırf olabileceklerin ihtimalinden.

Hırsız yatak odama giriyor bu ülkede ama gelen polis “Şikayetçi misiniz? Bence olmayın” diyor bana. O ihtimalde de aynısı olacak biliyoruz. Görüyoruz.

Yıllar önce tecavüze uğrayan bir arkadaşımla, yaşadıklarını bilmeyen arkadaşları dalga geçmişti. Bir zamanların meşhur tecavüz sahneli dizisindeki kadınla aynı isimde olduğu için. Hüngür güngür ağlamıştı yanıma gelip. İlk o zaman anlatmıştı neden okulunu, gittiği yerleri değiştirdiğini. Bir akşam okuldan dönerken bıçak zoruyla yapmıştı bir canavar bu şerefsizliği. O bana yaşadıklarını anlatıp ağlarken donup kalmıştım. Onun korkarak eve geri gidişini düşünmüştüm. Babasının annesinin yüzüne bakışını. Söyleyemeyişini. Daha kötüsü söyleyişini. Ağlayışını. Babasının yüzünü. Annesinin dizlerinin titreyişini. Hepsini bir saniyede hayal etmiştim ve dünyanın bütün yükü omuzlarıma binmişti sanki.

En iğrenci de, “sen de zevk alıyorsun itiraf et dedi bana” dediği andı. Oturup ağladım. Hiçbir şey söyleyemedim. Söyleyemediğim için de ağladım. O pisliği bulup yüzüne tükürmek istedim.

Babası kimseye söylememesi için yemin ettirmiş ve hatta hırpalamıştı onu ama bir tek ben biliyordum. Ben de ne yapacağımı bilmiyordum. Arkadaşım aylar boyunca mahkemelerde yüzyüze geldi o pislikle. Aynı suçtan daha önce de iki üç kez yargılanan bu hasta, hiçbir ceza almadı. Üstüne arkadaşımın yüzüne güldü mahkemelerde. Ve ben bunları her duyduğumda kahroldum. Onun acısını aynı şekilde hissetmem mümkün değildi ama içim yanıyordu. Her adımını korkarak atmasını düşündüm. Sevgilisini düşündüm. Belki bir gün evlenecekti. Kocasını düşündüm. Çocuğunu düşündüm.

İdam cezası gelsin diyenleri, erkeklere nefret cümleleri kusanları, bir tek kadınlara mı sanki diyenleri, hâlâ utanmadan ana avrat küfredenleri, yatağa kız atmak (?!) için takla atıp kendini bunlardan ayrı tutanları, medya maymunlarını şöyle bir kenara bırakıyorum. Onlara hiç dokunmam bile.

Özgecan’ın haberini alınca oturup ağlayanları, dün siyah giyinip gezenleri, biliyordum da, bu kadarını değil diyenleri, erkekliğimden utandım diyenleri alıyorum karşıma.

Sen utanma kardeşim. Sorun sende değil. Sorun çok geride başlıyor. Sorun sana pipini göster denmesiyle başlıyor. Sorun ağzına gelen ilk küfrün ne olduğuyla başlıyor. Bir toplum sana bunu yapma özgürlüğünü verirse, bunu yaptığın için havanı verirse, bunu bir de diline ekleyip beyninde her şeyi kabul ettirirse biraz insanlıktan nasibini almamışsan hepsine şaşırırsın. Benim de kardeşim annem ablam var diyerek çözmeye çalışırsan sen daha çok şaşırırsın.

Biliyorum bu konuda söylenecek milyonlarca şey var ama çözüm için aslında atılacak çok temel adımlar olduğuna inanıyorum. Kadınlığımı hiçe sayan bir ülkede bu adımlar ne zaman atılır ya da atılmasına izin verilir mi bilmiyorum ama önce beyinde bir şeyleri çözebileceğimize inanıyorum. Sokağa adım attığınızda, kadınların, çocukların, eşcinsellerin yüzüne bakıp tüm bunları yaşayan yüzde doksan dokuzluk kısımdan biri olduğunu düşünün olur mu?

Bugün başıma bir şey gelmedi diye şükretmeme gerek kalmadan eve döndüğüm gün; bedeniyle, ruhuyla tertemiz uyuyan Özgecan’a huzur verebiliriz belki.

Şarap Gibi Kadın

muzeyyen-senar

Bu sabah aldığım ilk haber Müzeyyen Senar’ın vefatıydı.

Yürümeye yeni yeni başladığım zamanların birinde evde birçok misafir toplanmış siyaset konuşuyormuş. Sağcısı solcusu bizim ailede karışık bir siyasi ortam hüküm sürdüğünden hiçbir şey anlamadığım konuşmaların ortasında kendimi bir kavgayı izlerken bulmuşum. Annem sessizce bir köşede beni izliyormuş. Yalpalayarak salonun ortasına geçip birden bağırmışım “Atatürk kim?!!”

Babam bana bir Atatürk resmi hediye etmişti. Babalar kızlarının ilk kahramanıdır ama Atatürk babamın da kahramanı olduğu için Superman gibiydi benim için. Odama astığım ilk poster onun resmiydi. Hem çok yakışıklıydı, hem dedeme benziyordu, hem de harika işler yapmıştı. O ülkeyi kurtarma kısımları benim için çok önemli değildi. Derslerde gözlerimi dolduran onun hayatıydı. Babasını kaybediyordu. Annesinden ayrı düşüyordu. Çok zeki planlar yapıyordu. Çocukları çok seviyordu. Bir de çok güzel şarkılar dinliyordu.

Siyasetle hiçbir ilgim yoktu ama Atatürk’e ayrı bir düşkünlüğüm vardı. Babamın bir başka hediyesi Atatürk’ün sevdiği şarkılardan oluşan bir cdydi. O cdyi hatmetmiştim. Müziğe büyük bir ilgim vardı ama o eline tarak alıp şarkı söyleyenlerden değildim. Gözlerimi kapatıp Atatürk’e o şarkıları söylediğimi hayal ederdim. Kendi kendime duygulanıp ağlardım sonra. Ananem doğduktan birkaç yıl sonra Atatürk ölmüş diye ananemi kıskanırdım.

Bir gün onun sevdiği şarkıları onun karşısında söyleyen bir kadın olduğunu öğrendim. Üstelik ilkokulda hasta sesimle söylediğim ve koroya seçilmemi sağlayan Vardar Ovası’nı benden çok daha güzel söylüyordu. O da Bursalı’ydı. O kadını hiç kıskanmadım. Sonuçta biri Atatürk’e güzel şarkılar söylemişti ve önemli olan buydu. Hem bir gün belki ben de Ona şarkı söylerdim.

Bu sabah Müzeyyen Senar’ın öldüğünü öğrendiğimde çok üzüldüm. Ben Atatürk’e şarkı söyleyemedim ama Müzeyyen Senar’a şarkı söyleyebilmeyi çok isterdim. Bir de Ona sarılmayı. Bu denli eşsiz olduğu için ellerini öpmeyi. Bir de Atatürk’e şarkı söylediği için teşekkür etmeyi.

Huzur içinde uyu Müzeyyen Senar. Atatürk’e şarkı söyle. Belki bir gün beraber söyleriz.

Bu da Benim Görüşüm

Burcu Güneş, bana göre müzik piyasasının en ilginç albümlerinden birine sahip. Neden mi? Sevseniz de sevmeseniz de iki dakika durun, bişiy anlatıcam…

burcugunes3

Burcu Güneş’in sesine herhalde diyecek lafı yoktur kimsenin. Garo Mafyan’ın öküz gibi sesin var dediği bu kadın, zenci gırtlaklı beyaz kız olarak anıldı uzun bir süre.

1997 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’na Türkiye’yi temsilen katıldığı “Gece” şarkısıyla başlıyor diyebiliriz serüveni. 12 yaşında ilk beste, plaklardan oyuncak yapma muhabbetlerine falan girmiycem.

Çoğunlukla cover parçalardan oluşan 1998 çıkışlı ilk albüm Aşk Yarası. İkinci albümü 2001 yılının en çok satan albümü, meşhur Biz Aşkı Meleklerden Çaldık’lı Tılsım albümü. Üçüncü albüm Ay Şahit. Aynı adlı şarkının bir Tufan Taş remixi de vardır ki, Tufan Taş Burcu Güneş’in müzik kariyerindeki en önemli isimdir bana kalırsa. Bir yerden sonra ikisinin de daha farklı yollarda yürümek için bu ortaklıkları bitirmeleri beni üzse de, birbirlerinden yeterli verimi alamadıkları ortadaydı.

Gelelim hikayemize..

Ay Şahit döneminde müzik tarihinin skandal isimlerinden Erol Köse ile yaşanan sıkıntılar ve TMSF ihalesi Burcu Güneş’in ortalıktan uzak 1,5 yılına ve belki de bir yeniden doğuşa sebep olur.

İyi de olur. Çünkü bu sessiz bir buçuk yıldan sonra Burcu Güneş öyle bir albümle döner ki, tam da adına münhasır “Ben Ateş Ben Su” kendisinin en farklı ve bana kalırsa en iyi albümüdür. Prodüktörlüğünü kendisinin, müzik direktörlüğünün ise Tufan Taş ve Mert Ekren’in birlikte üstlendiği 64 dakikalık bu albüm Bülent Seyhan yapımcılığında çıkar.

Yoğun bir felsefeyi hissedeceğiniz albüm her şeyiyle özel tutulmuştur. Albüm kendi içinde tam bir bütünlük oluşturan 15 şarkıdan oluşur. Akustik altyapılı daha sade ve derin şarkılarla başlayan albüm, iyi bir geçiş şarkısı seçimi “Maske” ile kendisini sudan ateşe bırakır. Albümün kartonet çalışmaları özenle yapılmıştır. Her şarkı için ayrıca basılan kartlar; kıyafetleri iyi seçilen fotoğrafları ve Burcu Güneş’in uzun süre kendisini kapatıp yaptığı spritüel, metafizik alanlarında çalışmalardan süzerek yazdığı sözleri içerir… Solda Mevlana sözüyle başlayan bir kısım, Halil Cibran sözüyle biten sağ kısım ve ortada cd olarak gördüğünüz içsel bir sorgulamaya ayna tutan albüm size aşkı da, özgürlüğü de, geçmişi de anlatır.

Bu denli özel bir albümde, albümün açılış şarkısı olan “Olmazsan Olmaz” adlı su gibi şarkı için oldukça yapay bir klip çekilir. Diğer klipler 2-3 aylık aralıklarla “Ben Yeter miyim?” , “Kaybol Benle” ve “Seven”e çekilmiştir. Yani ateşli şarkılara dokunulmamış ,konserlerde klipli şarkılar dışında da pek ses getireni olmamıştır.

Belki de büyük bir pr eksikliğine kurban giden ve üzerinde durulmamış bu albümden sonra, Burcu Güneş şimdilerde Ay Şahit döneminden de yüksek popülarite sağlamış olabilir. Onu Eflatun şarkılarıyla dinlemeyi çok seviyor olabilirsiniz. Hatta eskiden dalga geçtiğiniz ağzı, oflaya oflaya derken size güzel de gözükebilir. Ama bence yine de, vaktiniz olursa alın bu albümü dinleyin. Hiç olmadı All By Myself yorumunu dinleyin.

Bu kadın böyle bi albüm yapmışken, Sinan Akçıl tekerlemesi Seni Bir Tek diye şarkı söyledi ya, var mı bundan daha b.ktan bir şey!

Artık bitsin bu b.ktan şeyler!

– Ziynet Sali’nin kliplerinde kullandığı kaslı erkekler..

– 3,5 saat süren Türk gençlik dizileri

– Yeni şarkıcıların “kalbinizden öpüyorum” tivitleri

*Yazı bktanseyler.com da yayınlanmıştır.