Didem Madak Belgeseli “Fatih Zenginoğlu”

DİDEM MADAK “SON DİZESİZ ŞİİRLER” BELGESELİ

BU BİR VEFA BORCU

Didem Madak için yapılan “Son Dizesiz Şiirler” belgeselinin yapımcısı Fatih Zenginoğlu ve yönetmeni Hikmet Kerem Özcan ile gala öncesi keyifli ve bol duygulu bir röportaj yaptık. Keyifli okumalar!

Bir Duygu Asena dizesiyle başlıyor bu serüven;  “Herkes  çıkarsın kalbini o çirkin mücevher sandığından ve herkes onu birbirine fırlatsın Tanrım.” Bu satırlardan bir belgesele kadar uzanan bu yolculuk sizin için nasıldı?

Fatih Z: Onu okuduktan sonra kadını araştırmaya başladım. Çok derin ve çok önemli şiirlerinin olduğu ve Türkiye’nin Sylvia Plath’ı olduğuna karar verdim kendi adıma. Sonra biraz daha ilerleyince sosyoloji, psikoloji ve felsefeyle uğraşan arkadaşlarıma bahsettim bundan. Sinestezi denen bir hastalık var. Yani bu eşyaların duyguları olduğunu düşünen insanların onların ağzından yazdıklarını anlatan tarzı olduğunun kararına vardık. Yani onlar bana öyle söylediler ve ben de inandım açıkçası. Sonra baktım ki evet, Zeyna’yı konuşturuyor (kedisi)… Bir bardağın kırılmasından ölüm tarifi var… Size şöyle söyleyeyim;  Bülent Emin Yarar hocam da çok ciddi bir şekilde okudu o şiiri (Pollyanna’ya son mektup) ; “Muhabbet kuşumuz öldü. Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak…  Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman…” İşte bunları da okuyunca sinestezi hastası olduğuna karar verip araştırmaya girdim ve girdikçe daha çok aşık oldum şiirlerine…

Tabii o sırada Devlet Tiyatrosunda personeldim ve üç yıl orada oynadım. Oradaki arkadaşlarımdan bir ekip kurduk beraber. Sezen Aray, genel koordinatörümüzdü. Şiirlerin seçimiyle karakterlerin kişileştirilmesi arasında mekik dokuyan bir asistanımız oldu, Özlem Karataş. Tüm o karakterleri şiirlerle beraber kendisi belirledi… Hangi karakterin mimiği hangi şiire daha uygun oluru bize anlatttı ve biz de böyle bir kast yaptık.

Bu proje için Fatih-Kerem ortaklığı nasıl gelişti?

Fatih Z: Kerem’in Helak adlı kısa filminde bir beraberliğimiz oldu. Almanya-Türk festivalinde birinci oldu bu film. Ataşehir Belediyesi’nin çevre bilimleri  adına düzenlenmiş kısa filmde de ikinci oldu. Ciddi ödüllere sahip bir filmdi. Sonra ben bu projeye başlayınca bunu kimin çekeceğini düşündüm ve aklıma Kerem geldi. Kısa filmlerinin ardından belgesel gibi bir yolculuk onu başlarda korkuttu.

Kerem Ö: Bu projeden önce de biz tanışıyorduk zaten. Edebi olarak da bir çok şeyi paylaşıp sohbet ediyorduk kendisiyle. Sonrasında bir proje geliştirmek istediğinden bahsetti. O süreçte Didem Madak’ı derinlemesine tanımıyordum. Kitaplarını alıp okuduğumda bu projenin güzel bir şekilde ilerleyeceğini düşündüm…

 

Siz neden rol almadınız?

Fatih Z: Bu isimler okuduktan sonra ben okuyamayacağımı düşündüm. Bir vazgeçiş oldu. Çok zor şiirler bunlar. Oyuncu olarak her şeyi yapabilirim ama bu kadar derine inebilir miydim, onu bilmiyorum.

Dört buçuk ay süren bir hazırlık dönemi var ve şiirlerin hepsi ezber. Sayfa sayısı kaç olursa olsun.  Fakat belgeselde bir defterimiz var. Oyuncularımızın elinde tuttuğu şiir defteri. Bunun olmasının sebebi ise Musa Uzunların ricasıdır;  “Benim elimde bir şey olması lazım dedi, klip çeker yahut şarkı söyler gibi şiir anlatmak çok zordur çocuklar.” dedi. Ve çekim aşamasında Musa Uzunlar okumaya başladığı an setten çıkıp gittik çünkü hepimiz ağlıyorduk…

9 erkek 1kadın oyunu.. Kadın şiirlerini erkeklere okutmak kimin fikriydi?

Fatih Z: Bu benim fikrimdi. Ben bir ekodan çığ başlattım ve yanımdaki arkadaşlarım da bu çığın büyümesine yardımcı oldular. Fikrim şuydu, kadın şiirlerini erkeklere anlattıralım ve bizim o kadınların ne anlatmak istediğini anlatmamızı sağlasınlar.

Ayrıca “Kadından şair olmaz, kadın şiirin öznesidir.” tabusunu kıran bir kadındır Didem Madak. Kendisinin bilinmesini hiç istemeyen bir kadınmış. Eşiyle ve çevresiyle konuştum. İzmir Devlet Tiyatrosunda dramatür Müjde Bilir ile tanışma faslı şöyle; Birbirlerini hiç tanımadan ellerinde karanfille Sevinç Pastanesi’nin önünde sözleşiyorlar. Çünkü ona ulaşmak çok zor… Zaten kardeşinden kaynaklanan bir durum söz konusu. Bütün şiirlerini o gönderiyor dergilere… Erkeklerin olmasının bir sebebi de bu; biz ne anladık? Kasta dikkat ettiyseniz zor rolleri oynayan insanlar, bilinçli bir tercih söz konusu.

Defne anne (Defne Yalnız), asistanlığını yaptığım için anne diye hitap ediyorum kendisine… Onun şu an yaşayan karşılığıydı bizim için. Sahip olduğu birikim, hayatta oyunculuk adına yapmadığı bir şeyin kalmaması, kısaca kırk yıl sahneden inmemiş bir kadından bahsediyoruz. Hatta şöyle bir durum oldu. Defne anneyi çektikten sonra o görüntüleri beğenmedik… O arada Defne anne İzmir’e oyunu için gitti. Orada Müjde Bilir ile tanıştı. İşte bu tanışmadan sonra Defne anne bizi arayıp bir daha çekmemizi söyledi. Çünkü Didem Madak’ı tamamen tanımıştı artık. Yeniden çektik ve bu kez çok daha başka oldu… “Siz aşktan ne anlarsınız bayım” cümlesini barındıran bir şiiri kadına okutmak daha doğruydu. Aksi takdirde büyük tepki alacağımızı düşünüyorum.

Kerem Ö: Feminist bir duruşu olan kadın şair Didem Madak. Özelikle bazı şiirleri, sadece bir kadının okuyabileceği, bir erkeğin okuyamayacağı şiirler. Ama biz bu şiirleri erkeklerin okuyabilmesini, Didem Madak’ın onaylayabileceği bir muziplikte olduğunu düşündük. Türkiye’nin birçok jön rollerinde oynamış birçok erkeğe kadın şiirleri okutma fikri hoşumuza gitti. Dediğim gibi muzip bir fikir olduğunu düşündük. Eşiyle de konuştuk bu fikri ve onunda onayını aldık…

 

İsim seçimlerinde isimler  için değişiklik oldu mu?

Fatih Z: Üç tane değişiklik oldu. Bir tanesi Erdal Beşikçioğlu’ydu. Yoğun bir programı olduğundan ne yazık ki dahil edemedik. İkincisi Ahmet Uğurlu, sağlık problemlerinden dolayı eşlik edemedi. Ve son isim Hakan Meriçlier. Yurt dışında olduğu için o da bu projede aramızda değil…

Bu isimlerin hepsi Didem Madak’ı seven, tanıyan isimler miydi? Projeyi sunduğunuzda ilk tepkiler nasıl oldu?

Fatih Z: Bülent Emin Yarar’ı oyuna davet ettik ve projemizden bahsettik. O da bizi Yetkin Dikinciler’e, Yetkin Dikinciler ise Cenap Oğuz’a. Bu arada Cenap Oğuz belgeseldeki on tane şiire ayrı ayrı beste yapan müzisyenimizdir. Bu şekilde başladı. Ayrıca Devlet Tiyatrosu’nun da ağırlığını kullanarak her numaraya ulaşabiliyorduk. Yapacağımız işin içine disiplin olduğunu bildiklerinden dolayı sahne amirlerinin de sevgisini ve güvenini kazanmıştık. Ve özellikle söylemek istiyorum hiç kimse hiçbir şey talep etmeden bu işi üstlendiler. Hiç bilmeyenler de oldu. Hakkında bir şeyler öğrenebileceğimiz kitaplar var mı diyenler… Biz böyle durumlara karşı da hep hazırlıklı gittiğimiz için sorun olmadı. Üç kitabı dışında Didem Madak’ı Okumak adlı bir kitap var. Nasıl okumamız gerektiğini anlatır, ciddi bir araştırma unsuru olmuştur o kitap… İşte böyle kitaplar yardımıyla tanıttık…

Ailesinden nasıl tepkiler aldınız?

Fatih Z: Eşi Timur Çelik bu projeyle çok ilgilendi ve çok sevindi. İzmir’e gidip defalarca görüştüğüm biri. Didem Madak’ın hiç kimsede olmayan özel görüntülerini aldık, belgeselde kullanmak adına. Füsun’la, kızıyla tanıştığı ilk anlarını anlatan o kareler…  İMC usulüyle çalıştık diyelim. Ana sponsor annem oldu. Onun dışında Didem Madak, İstanbul Eczacıodası’nın hukuk müşavirliğini bir dönem yaptığı için onlar da sponsor oldular bizlere.  Bir tür vefa borcu gibi… Bu gala dahi ücretsiz yapıldı. İstesek biletleri satıp farklı bir yoldan gidebilirdik ama yapmadık. Davetiyeleri bastırıp sadece gelmek isteyenlere sunduk.

Annenizin yorumu ne oldu peki?

Annem galaya gelmedi. İzmir’dekine gelecek. Annem belgeseli izlediğinde ağladı ve “Hayatım boyunca sana ilk kez yaptığım bir yatırımdan pişman olmadım.” Dedi.

Fragmanın ilk cümlesi ve elbette belgeselin adının nereden geldiğini merak ediyoruz..

Fatih Z: Belgeselin adının “Şimdiden bir hatırasın”  olmasını  istedim ama Kerem istemedi. (gülüyor)

Kerem Ö: Belgesel adının Didem Madak’ın hayatıyla paralel olduğunu düşünüyorum. Çünkü erken yaşta ölümü söz konusu. “Senin şiirin bir tek son dizesiz kaldı…” diyor kendi şiirinde de. Ve bu Didem Madak’ın kendi hayatını temsil ediyor bana göre.

Fragman girişindeki dize içinse; bir işe başlamak için ilhama gerek duyarsınız. Didem Madak’ın bir röportajında duymuştum bu cümlesini. Ve bana ilham veren de buydu. Çünkü bir insanın empati kurduğu bir an aslında o. Çocukluktan bahsediyor, o noktaya kadar bir çocuk ve ondan sonra hayatının değiştiği bir an. Her ne kadar basit bir anmış gibi görünse bile, birine acıması… Esasen bu karşı tarafı anlamaktan da öte, ben’den sen’e  geçtiği bir an… Ve benim çok hoşuma gitti.

 

Sizdeki Didem madak’ı nasıl tanımlarsınız? Üstünüzde nasıl bir etki yarattı?

Fatih Z: Ne diyebilirim ki ona… Yaşamasını gerçekten çok istediğim bir kadın olurdu…  Hayranı olabileceğim bir kadın. Ki zaten yazdıklarına aşık olduğum biri. Keşke 41 kere maşallah diyebileceğimiz bir zamanda kaybetmeseydik.  Hiç tanımadım, bilmiyorum fakat onu özlüyorum.  Ve tanımadığım için çok pişmanım. Ben de bir İzmirli’yim aslen. Ve yaptığım bu işi bir vefa borcu olarak görüyorum.

Kerem Ö:En başında araştırmak farklı bir etki yarattı. Çekim esnasında ise o dizeleri tekrar tekrar duymak (oyunculardan), sonrasında kurguda dinlemek… Bir şiiri bir kez dinlemenin size vermiş olduğu anlam farklıdır fakat onu birden fazla dinlediğinizde çok daha farklı etkiler yaratır. Ve ben bir çok şiirle bütünleştiğimi hissettim bu süreçte. Tıpkı bir şiirin kelimesi/parçası olmak gibi bu… Benim için çok farklı bir serüven olduğunu düşünüyorum.

Proje içinize sindi mi?

Her şey istediğimiz gibi, evet.

Peki Didem Madak yaşasaydı bu belgesel nasıl şekillenirdi?

Yapmaya çalışırdık fakat o izin vermezdi bu projeye. Çünkü o öne çıkmak isteseydi zaten bunu çoktan yaparmış. Hep arkada kalmaya çalışmış, bilinsin istememiş. Muhtemelen yaşasaydı aramızda kavga çıkardı ısrar edişlerimizden dolayı…

Onu hiç tanımamış, okumamış bir erkek nasıl bir anlam bulacak bu belgeselden?

Biz kadınları gerçekten bu kadar çok kırıyor muyuz? Onu görecekler…  Benim duygu dünyamda da büyük değişim yarattı. Ben artık kadınları kıramıyorum. Yaptıklarımdan pişman olmaya falan başladım bir yerden sonra. Ben bunu gerçekten yaptım mı diye soruyorum…

 

Bundan sonrası için nasıl bir ilerleyiş planlıyorsunuz?

Fatih Z: Belgeselin altyazılarını yaptıracağız ve Bosna’da bir yarışmaya sokacağız. Gelecek yıl İKSV’ye girmeyi düşünüyoruz. Gerek çekimler için gerek kurgu için büyük emekler sarf edildi. Hatta ilginçtir ilk fragmanı yayınladığımız gün darbe girişimiyle karşı karşıya geldik. Çünkü ben ne zaman Didem Madak ile ilgili bir şey paylaşsam ülkede bir olay oluyor. Beşiktaşta’ki o kötü saldırı olsun, afişi paylaştığım günün Rus elçisinin suikastine denk gelmesi olsun… Bu benim şansızlığım mı yoksa Didem Madak gerçekten tanınsın istemediği için mi böyle engellerle karşılaşıyorum bilemiyorum…  Ama sonuna kadar direndim.

Sanıyorum ki bu belgesel işini de sevmişsiniz. Devamı gelecek mi ya da bu proje, bundan sonraki işlerinizi nasıl etkileyecek?

Kerem Ö: Benim için işler ikiye ayrılıyor, biri para kazanmak için yani hayatta kalmamız için yaptıklarımız. Öteki ise gerçekten isteyerek, fedakarlık yaparak ve tamamen üretim yapma amaçlı ortaya çıkan işler. Bu yüzden hayatta, sadece üretmek için gerçekleştirdiğim işlerin daha fazla olmasını diliyorum.

Fatih Z: Evet gelecek. Çok ciddi bir karakterin belgesi üzerine bir projemiz var. Paylaşmaktan korkuyorum çünkü çalınır endişesi taşıyorum. Bir  karakterin kadın versiyonunu yapacağız ve bunun için daha büyük bir bütçeye ihtiyacımız var. Bu belgeselden herhangi bir ödül alabilirsek bu bütçeyi ayırabileceğimi planlıyorum şimdilik. Zamanı geldiğinde gerçekten bugüne kadar hiç düşünülmemiş bu proje için sizlerle tekrar konuşacağız.

 

*Röportaj Lemur Dergi Mart sayısında yayınlanmıştır.