İskender Paydaş

“Hayatının resmini müzikle çiziyor.”
“Müzik, yemek gibi bir şey” diyor. “Acıkıp doyuracağız kendimizi.” Başarılı müzisyen İskender Paydaş ile müziğini, çalışma disiplinini ve yeni projelerini konuştuk. Keyifli okumalar!

iskender-paydas

-“Piyano canavarıyla savaşmaya kalkma! Ona saygı duy, ancak o zaman çalmana izin verebilir” Babanızın bu sözü okuduğumda çok hoşuma gitmişti. Müziği, yaşama biçimi yapmış bir baba sizin yaşamınızı, kariyerinizi nasıl etkiledi? Bunun daha çok hissel anlamda nasıl işlediğini merak ediyorum.
Hayata nasıl bakıyorsam müziğimi de öyle seslendiriyorum. Hayattaki tecrübelerimi müzikte ortaya koyuyorum, müziği sadece müzik yaparak geliştirmeyip hayatımı geliştirerek bütün yorumlarımı müziğe katıyorum, yaşantımın adeta bir resmini çiziyorum ya da etrafımdaki insanların yaşantılarının bir resmini çiziyorum müzikte, sesleri bu hikayeleri anlatabilmek için sembol olarak kullanıyorum, bu da bana has bir tarz yaratıyor ve insanların zihninde aynı filmi aynı hikayeleri canlandırmayı başarıyorum, benim yolum böyle bir şey.

-Şarkıcı değilsiniz. Şarkıcı olmak istemiyorsunuz. Ama albüm yapmak istiyorsunuz. Bu sizin, bunlar benim yorumlarım, benim fikirlerim deme biçiminiz olabilir mi?
Evet çok doğru bir yaklaşım, zaten para kazanmak için değil müzik birlikteliği adına bir şeyler yapıyoruz. Albüm yapma fikri uzun zamandır vardı ama nasıl bir albüm olacağına karar veremiyordum. Dört sene önce Özgün, sahnede farklı bir şeyler yapalım mı? dedi. Bir şekilde içinde bulunduğum parçaları zevkimize göre değiştirerek çaldık. Projenin ismini “Zamansız Şarkılar” koyduk. Şarkılara da yakışacak sesleri seçerek bu noktaya geldik. Bu projenin devamı da gelecek hatta üçüncü albümün repertuarın yarısı bitti, bir bölüm şarkılarımı da seçtim. Kendimi şarkıcı olarak hissetmedim ve parmaklarımla şarkı söylemeyi tercih ettim. İyi seslerin eşlik etmesinden de memnunum. Şarkıcıları bir nevi enstrüman olarak kullanmayı daha çok seviyorum.

-Yapımcılığı müzikten uzak tamamen ticari bir boyut olarak görüyorum. Sizin için o kimliğe bürünmek “para bu işin yan etkisi” diyen bir adam olarak nasıl gelişiyor?
Albüm yapmak ticari anlamda akıl kârı görünmese de, müzisyeniz biz. Başka ne yapacağız ki! Albümler hiç satmasa, hatta müzik yasak bile olsa biz müzik yapmaya devam edeceğiz. O yüzden bunu yaptığımız müziği insanlara anlatabilmek için sunmak zorundayız. Albümden para kazanmak diye bir şey yok artık. İşleyiş böyleyken iyi olduğum ve kendimi başarılı ve mutlu hissettiğim yapımcılık yönümde hayatın içinde olmak zorunda.

-Çalışma disiplininiz nasıl? Hit şarkılar artık bir matematiğe dönüşüyorken duyguyu ne derece önemsiyorsunuz işlerinizde?
Yaptığınızın ne olduğunu bilmezseniz sonucunda bir başarı ya da bir başarısızlıkla karşı karşıya kaldığınızda nedenin ne olduğunu bilemezsiniz ve davranışlarınız tutarsız olabilir. Niye başarılı olduğunuzu bilmediğiniz zaman bu sizi kötü yönlendirebilir. Mümkün olduğunca neyi neden yaptığımı bilerek yapmaya çalışıyorum. Hatta bu konuda kendimi bazen kısıtlıyorum. Prensip koyuyorum ve o prensibin içinde yürümeye çalışıyorum. Aynı ‘Zamansız Şarkılar II’ de olduğu gibi sahnede zamansız ve benzeri dışında şarkılar çalmıyorum. Yaptığın her hareketin bir kısıtlaması olması gerekiyor bana göre hayatta. Bunu da nasıl öğrendim, yine sanatın diğer dallarından… Bir modern resme baktığınızda bir şey anlamıyor olabilirsiniz. Ama eser sahibi bir şeyler söylediğinde her şeyi anlamaya başlıyorsunuz. Adam kafadan atmamış yani. Ya da işte sinemada her gördüğümüz şeyin orada olmasının mutlaka bir sebebi var. Boşu boşuna orada değil. Bunu anlamaya çalışmak, hayatı da anlamaya çalışmak oluyor. Müziğe de böyle uyarladığım zaman daha düzgün işler çıkartabiliyorum. Hem hayatım da daha düzgün oluyor.

-Onlarca çalışmanın yanısıra iki albüm sahibi bir insan olarak nasıl hissediyorsunuz? Müzikte bir tatmin noktasına yaklaşıyor musunuz mesela?
Çok daha zevkli bir his. Sorumluluğu büyük, onca kalabalığı idare eden kişisin. Afişte senin resmin ve senin ismin var, senin için geliyorlar. Bunun verdiği bir sorumluluk var. O kadar insanın patronusun bir de onları yönetiyorsun. Her şeyin doğru gitmesini istiyorsun. Bu biraz yoruyor. Müzikte anlık tatminler var bir şey yaptım başardım bu şarkı bitti diyorsunuz. Aslında o an ruhen doyuyorsunuz yemek gibi bir şey bu. O şarkı insanlarla buluştuğunda da tekrar acıkıyorsunuz tekrar şarkı yapmak istiyorsunuz. Yani hayatta sürekli olan bir şey bu bir tane yaptım tatmin oldum ben diye bırakamıyorsunuz. Yemek gibi bir şey bu acıkıcaz doyurucaz kendimizi bu böyle gidecek.

-Profesyonel işler dışında destek olduğunuz projeler var mı?
Müzisyen albümlerinde hep birbirimize yardım ederiz. Bir müzisyen arkadaşım gitar albümü çıkartıyorsa benden piyano çalmamı istiyorsa gider piyano çalarım. O gelir bana gitar çalar. Profesyonel olmayan birçok işi kendi aramızda veya müzisyenliğimizle veya başka şeylerimizle destekliyoruz. En son Volkan Öktem’in güzel bir davulun ön planda olduğu bir parça vardı onun mix’ini yaptım mesela.

-“Zamansız şarkılar” gibi konseptlerle mi devam edecek albümleriniz? Değişik planlarınız var mı?
Zamansız Şarkılar II’nin bir de III.’sü ve sonuncusu olacak. Hatta çalışmalarında da bayağ bir yol aldım diyebilirim. Ondan sonra daha farklı projelerim var onlar sürpriz.

-Türk pop müziğinde iz bırakmış onlarca isim var. Başka kimlerle buluşmak istiyorsunuz? Örneğin İlhan İrem’le bir çalışma yapsanız nasıl olurdu merak ediyorum.
Evet İlhan İrem ile çok güzel olurdu. İlhan İrem benim çok sevdiğim Türkiye’de gerçekten çok ciddi derin izler bırakmış bir müzisyen. Onunla bir şeyler yapmayı çok isterdim. Mazhat Fuat Özkan ile çok güzel çalışmalarımız oldu en son Sarı Laleler ve diğer şarkılar gibi . Onlarla yeniden bir şeyler yapmak isterim hatta benim III. Zamansız Şarkılar albümüm için onları stüdyomda ağırlamak isterim keşke olsa. Onun dışında Cem Karaca ile bir şeyler yapabilseydim ama maalesef mümkün değil.

-Gerçek bir müzisyen tanımı nedir sizin için?
Fark ettiğim şudur ki; dünyada da başarılı olan müzisyenler, aynı heyecanı sürekli olarak içinde yaşayan, kaç yaşında olursa olsun büyük bir heyecan ve tutkuyla müzik yapmaya devam eden sanatçılardır. İz bırakanlar dediğimiz zamanda yine çocukluk dönemimden bahsedersem, aynı heyecan ve tutkuyla işine sarılmış, zaman zaman parasız kalmış ama kendi inandığı şeyden asla vazgeçmemiş kişilerdir.

-Müzikte türler açısından bir modernleşme yaşandığını düşünüyor musunuz?
Türler açısından bir modernleşme en son 90’lı yılların ortasında jungle dediğimiz sampterlarla yapılan tarzla kendini ortaya koydu.. Sonrasında bir değişme olmadı. Arada bir şeyler değişiyormuş gibi gözükse de bunların hepsi daha önceden 50’ler 60’lar 70’ler 80’lerden olan müziklerin yeniden yeni bilgisayar sesleriyle çalınması aynılarının tekrar retronun tekrar gündeme gelmesiyle bir döngüye girdi artık. Sesler kullanılan soundlar daha iyi bana göre eskisinin aynısı sadece bir döngüye girdi. Aynı tekstilde modada olduğu gibi şimdi 50’ler şimdi 60’lar gibi retro bir durumda habire dönüp duruyor.

-Pop müzikteki kemikleşmiş bir yapı var. “Aynı isimler üzerinden, sevilen benzer işler üzerinden gitme.” Bu yapı kırılabilir mi?
Sevilen benzer işler üzerinden gitme birazcık radyoların ve tv’lerin sebebiyle de oluyor. Çünkü o tür şeyleri çalmayı tercih ediyorlar başka bir tür şey çalmak istemiyorlar. İnsanlarda özellikle internette aramadığı sürece yeni ve enteresan müziklerle karşılaşmıyorlar birbirine benzer şeyler dinliyorlar. Aynı isimlere gelince zaman zaman yeni isimler ekleniyor ve bazıları çıkıyor sonuçta aynı isimler uzun süre devam ediyor. Bu biraz Türk halkının pop müzikte aradığı da bir şey de demek ki. Her seferinde yeni birileriyle karşılaşmaktan hoşnutsuzluk duydukları bir 2000’li yıllar geçirdik bundan 10 sene öncesinde. Sevdikleri insanlardan benzer müzikler dinlemeleri tercih ediyorlar. Bu yeni yeteneklerin olmadığı anlamına gelmiyor onları internetten arayarak bulabilirsiniz onlar ana akım medyada sadece kendilerine fazla yer bulamıyorlar.

-Size açık yüreklilikle bir soru sormak istiyorum. Hiç tanınmayan on isimle bir albüm yapsanız aynı başarıyı elde eder misiniz? Bu anlamda başarı ölçütü nedir sizin için?
Teorik olarak elde edersiniz aynı başarıyı. Bu şarkıların ne kadar iyi olduğuna bağlı bir şey. Şarkı çok iyiyse onu söyleyende ona çok güzel söylüyorsa o zaman şarkının avantajı insanları çok çabuk yakalamayı sağlıyor. Şarkı o kadar iyi değil seslendiren kişi tanınmış ve sevilen biriyse seslendiren dolayı dinleyiciler o şarkıya bir şans tanıyor. Yine sinemadaki gibi meşhur bir aktris aktör oynuyorsa film çok da acayip olmasa da insanlar gidiyor ve muhakkak bir şans veriyor. Bazı filmler de vardır ki tanınmamış isimler oluyor ama muhteşem filmler Örn: Yüzüklerin Efendisi gibi. Yani 1 tane tanınmış isim var çok önemli bir rolde oynamamasına rağmen oraya herkes gidiyor. Ya da bambaşka şeylerde olabiliyor. Türk sinemasında buna benzer olaylar var. Müzikte de öyle bir şey en önemli şey iyi şarkıdır. Sonra o iyi şarkıyı hakkıyla seslendirecek ses gelir. Tanınmış olmasa da ne kadar iyi şarkı o kadar avantajdır.

*Röportaj Felsebiyat Dergisi şubat sayısında yayınlanmıştır.