Şikayetçi misiniz? Bence Olmayın!

ozgecan-aslan

Bir dünya şey yazıldı. Hepsi de kelimesi kelimesine gerçek. Gideceğin yere göre giyinmeler, takside korkmalar, metrobüse binememeler, otobüste nefes almadan durmalar, kimi zaman erken inmeler, yanında biber gazı taşımalar, hava kararınca korkarak yürümeler, yardıma ihtiyacınız olduğu bir anda dahi yardım isteyememeler, telefonda babanızla konuşur gibi yapmalar.. Sırf olabileceklerin ihtimalinden.

Hırsız yatak odama giriyor bu ülkede ama gelen polis “Şikayetçi misiniz? Bence olmayın” diyor bana. O ihtimalde de aynısı olacak biliyoruz. Görüyoruz.

Yıllar önce tecavüze uğrayan bir arkadaşımla, yaşadıklarını bilmeyen arkadaşları dalga geçmişti. Bir zamanların meşhur tecavüz sahneli dizisindeki kadınla aynı isimde olduğu için. Hüngür güngür ağlamıştı yanıma gelip. İlk o zaman anlatmıştı neden okulunu, gittiği yerleri değiştirdiğini. Bir akşam okuldan dönerken bıçak zoruyla yapmıştı bir canavar bu şerefsizliği. O bana yaşadıklarını anlatıp ağlarken donup kalmıştım. Onun korkarak eve geri gidişini düşünmüştüm. Babasının annesinin yüzüne bakışını. Söyleyemeyişini. Daha kötüsü söyleyişini. Ağlayışını. Babasının yüzünü. Annesinin dizlerinin titreyişini. Hepsini bir saniyede hayal etmiştim ve dünyanın bütün yükü omuzlarıma binmişti sanki.

En iğrenci de, “sen de zevk alıyorsun itiraf et dedi bana” dediği andı. Oturup ağladım. Hiçbir şey söyleyemedim. Söyleyemediğim için de ağladım. O pisliği bulup yüzüne tükürmek istedim.

Babası kimseye söylememesi için yemin ettirmiş ve hatta hırpalamıştı onu ama bir tek ben biliyordum. Ben de ne yapacağımı bilmiyordum. Arkadaşım aylar boyunca mahkemelerde yüzyüze geldi o pislikle. Aynı suçtan daha önce de iki üç kez yargılanan bu hasta, hiçbir ceza almadı. Üstüne arkadaşımın yüzüne güldü mahkemelerde. Ve ben bunları her duyduğumda kahroldum. Onun acısını aynı şekilde hissetmem mümkün değildi ama içim yanıyordu. Her adımını korkarak atmasını düşündüm. Sevgilisini düşündüm. Belki bir gün evlenecekti. Kocasını düşündüm. Çocuğunu düşündüm.

İdam cezası gelsin diyenleri, erkeklere nefret cümleleri kusanları, bir tek kadınlara mı sanki diyenleri, hâlâ utanmadan ana avrat küfredenleri, yatağa kız atmak (?!) için takla atıp kendini bunlardan ayrı tutanları, medya maymunlarını şöyle bir kenara bırakıyorum. Onlara hiç dokunmam bile.

Özgecan’ın haberini alınca oturup ağlayanları, dün siyah giyinip gezenleri, biliyordum da, bu kadarını değil diyenleri, erkekliğimden utandım diyenleri alıyorum karşıma.

Sen utanma kardeşim. Sorun sende değil. Sorun çok geride başlıyor. Sorun sana pipini göster denmesiyle başlıyor. Sorun ağzına gelen ilk küfrün ne olduğuyla başlıyor. Bir toplum sana bunu yapma özgürlüğünü verirse, bunu yaptığın için havanı verirse, bunu bir de diline ekleyip beyninde her şeyi kabul ettirirse biraz insanlıktan nasibini almamışsan hepsine şaşırırsın. Benim de kardeşim annem ablam var diyerek çözmeye çalışırsan sen daha çok şaşırırsın.

Biliyorum bu konuda söylenecek milyonlarca şey var ama çözüm için aslında atılacak çok temel adımlar olduğuna inanıyorum. Kadınlığımı hiçe sayan bir ülkede bu adımlar ne zaman atılır ya da atılmasına izin verilir mi bilmiyorum ama önce beyinde bir şeyleri çözebileceğimize inanıyorum. Sokağa adım attığınızda, kadınların, çocukların, eşcinsellerin yüzüne bakıp tüm bunları yaşayan yüzde doksan dokuzluk kısımdan biri olduğunu düşünün olur mu?

Bugün başıma bir şey gelmedi diye şükretmeme gerek kalmadan eve döndüğüm gün; bedeniyle, ruhuyla tertemiz uyuyan Özgecan’a huzur verebiliriz belki.